Geçen yıl aşırı ısınan kriz halindeki ekonominin patlamasını önlemek için habire devlet sübvansıyonları oldu. Liberalizmin kalesi ABD'den Avrupa'ya kadar devlet eliyle şirketlere aktarılan paralar sadece iktisat politikalarını değil teorilerini de altüst etti.
Almanya'da 82 iktisatçı akademisyen ekonomideki krizin niteliğini öngöremeyişlerini ve buna karşı teorik ve politik olarak sistemin ruhuna uygun öneriler geliştiremeyişlerini bir özeleştiri biçiminde deklare ettiler.
Etik olarak anlamlı bir duruş olsa da sonuçta bedel ağır oldu. Üniversitelerde öğretilen iktisat teorileri, önerilen politikaların hepsi ama hepsine leke düştü. Hiç bir önerme devletin özel şirketlere bu kadar para aktarabileceğini öngörememişti.
Üstelik hala da öngörüde eksiklik var. Artık aklı başında hiçbir profesor ve ekibi, iş adamı veya politikacı kesin ve iddialı konuşmalar yapamıyor. Çünkü ne zaman nerden neyin ortaya çıkacağı kestirilemiyor.
Birkaç ekzersizle nedenlerini irdelersek;
*Batı merkezli ve merkezi devleti esas alan ekonomi politikaları ve teorileri global dünyayı kavramaya yetmiyor
*Eskiden olduğu gibi batı merkezli siyaset ve ekonomi aktörleri tüm dünyayı kontrol etme gücünde değiller ve bundan dolayı da müdahale kapasiteleri sınırlı, haliyle ekonomik aktivitelerde de inisiyatif sahibi değiller. Kyoto'dan sonra Kopenhagen'daki çevre zirvesi, G-20 toplantıları bariz örnekler.
*Global ekonominin işleyişine yön vermesi öngörülen yeni kurumsal yapılar yok. Dünya Bankası, IMF gibi Bretton Woods kuruluşlarının kuruluş ve işleyiş özellikleri tüm reform ve yeni misyon yüklemelerine rağmen bugünkü ekonominin ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak.
*Global şirketlerin ilk eldeki kuruluş felsefeleri, dayandıkları merkezi yapı, düşünsel arka plan ve aktörlerin dünyayı algılama biçimi ve niyetleri sistemi ayakta tutmak için cevap olmaktan uzaktır. Firamaların reel büyümesi yöneticilerin ufkunu, ruhunu, felsefesini çoktan aştı.
*Teknoloji, enerji, eğitim sistemin stratejik aynı zamanda temel araçları, ancak bu ögelerin mülkiyet özellikleri, üretim, paylaşım ve tüketim biçimi, artan nüfusa, nüfusun yararlanma düzeyine denk gelecek tatmin edici özelliklerden uzaktır. Bundan dolayı da sürekli olarak mevcut tüm sorunların ya ana kaynağı ya da önemli belirleyenlerinden biri olmaya devam edecektir bu ögeler.
*Güç mücadelesinin ekseni sorunu çok ciddidir. Gücün kullanımı ulus devletin ya da biraz daha genişletilmiş biçimiyle merkezi devletlerin elinde mi olacak. Bundan dolayı ABD, Çin, Rusya, Almanya, Fransa, Hindistan vb tekil ülkelerden ve bunların sahne olacağı politik ve askeri çatışmalardan mı bahsedilecek? yoksa aynı anda birçok ülkede kurulu olan, birçok dine, ulusa, kültüre mensup hissedarların, çalışanların ve onların etrafında kümelenen yan sektörlerin, kentlerin ve yerleşim birimlerinin olduğu ulusötesi şirketlerin denetiminde mi olacak.
Bu çok dikkatle üzerinde durulması gereken bir konudur. Son ABD'deki seçimler enerji sektörü ile otomotiv ve medya sektörünün savaşının bir sonucuydu aslında. Yine ABD merkezli Ford'a ait Almanya'daki Opel; hem ABD-Almanya arasında devlet bazında, hem de Almanya hükümeti ve Ford şirketi arasında bir mücadele alanına dönmüş durumda. Sendikalar ve bu firmanın faaliyetinden etkilenen 100 binlerce iş alanı güç mücadelesinin çeşitliliği üzerinde ilginç örnekler sunmaktadır.
*Başka daha önemli işaretler var. Demografik farkılaşma çok ciddi. Hindistan, Çin, Afrika ve Latin Amerika'daki nüfus artışı ve dünyaya yayılışı. ABD'de İspanyolca ve Çince konuşanlar lehine nüfusun artışı. Avrupa'da müslüman nüfusun göçü veya doğurganlığı şimdiden yaptırımlarla karşı karşıya. İçeridede sorunlar çok ve sermayenin davranışlarını da etkiliyor. Örneğin artan Arap nüfusu Petrol şeyhlerini bu enerjiyi tek taraflı kullanımlarını tehdit etmektedir. Devlet yapısı, toplum örgüsü krizlere gebedir. Çin'de sermaye giderek yerli ve başta ABD'li olmak üzere yabancı sermaye elinde merkezileşmekte ve çok zaman geçmeden bu merkezi yönetimle çelişkili hale gelecek. Nüveleri ciddi ciddi göze çarpıyor.
*ABD, eğer Irak'ta uygulanabilir bir model kurabilir ve buradan çekilme başarılı olursa, Afganistan batağından kendini kurtarabilir, bu esnada Pakistan'ı parçalanmadan geçebilirse, İran'daki gelişmeleri kontrol edilebilir düzlemde tutabilirse, tabii hala da süper güç olma gücünü de devam ettirebilirse, yeni çatışma alanı Kara Afrika olarak ilan edilecek. Açlıktan ölen insanların Sudan'ına şimdiden Çin, İsrail girmiş durumda. Birden bire ortaya çıkan, şüpheli korsan faaliyetlerini bahane ile başta Almanya'a olmak üzere Avrupa'nın diğer ülkeleri de güç yığmaya başladılar.
Bunlar sadece birkaç başlık. Her eylemin borsaları, döviz hareketlerini ve beklenmedik balon patlamalarını etkileme düzeyini düşününce...
Velhasılkelamı 2010 gündemi oldukça sıcak geçecek...
<>Ehmed PELDA
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir






