doza ray u ramane

birdoz

Tuesday
Sep 07th


Türk Sermayedarlarının sesine ne oldu?

e-Posta Yazdır PDF

TÜSİAD bugünlerde ne yapıyor? Daha önce ekonomik sorunların yanı sıra sosyal, siyasal, kültürel konulara el atan, raporlar hazırlayan, kamuoyu oluşturan, tavır koyan, katılımda bulunan bu kuruluşun sesi soluğu niye aniden kesildi?

Oysa tam konuşmaları gereken zaman değil mi? Çok da gerekçe var. Ülke ekonomisi krizde, şirketler zorda; siyasal dengeler alt üst olmuş durumda; toplum çalkantı içinde; kültürel, sanatsal ve bilimsel alanda herşey yokuş aşağı.

Siyasal partiler, sendikalar, dernekler, bazı birlikler ve odalar kendi çaplarında bir dinamizme ve hareketliliğe sahip. Tam da böylesi bir kaynamanın olduğu bir dönemde TÜSİAD'dan ses yok.

Güncel bir takım gerekçeler sayılabilir. Ama daha yapısal sorunlar var ve kanımca bu kesim kaçak güreşiyor. Aslında Türkiye'deki sermaye'nin karakteri birkaç başlık altında sıralandığında bu kaçak güreşin nedenleri çok açık ortaya çıkar.

En temel özelliği ve diğer ülke sermaye yapılarından ayrılan belirleyici yanı üretime değil, ranta dayalı kazançtan besleniyor olmasıdır. Gerek ulusal, gerekse uluslararasında kalite, üretimin niteliği ve yenilik-yaratıcılık ekseninde hiç bir özelliği yok. Ya global sermayenin Türkiye'deki bayisi, ya paraça üreticisi, ya da mütemmümi cüzü.

Ancak iç piyasada aslan gibi, haykırıyor, bağırıyor ve yaptırıyor. Çünkü tarihsel olarak askeri sistem ve bürokratik elitle kolkola olduğu görülmektedir. Taa cumhuriyetin kuruluşundan başlayan bir gelenek icabı, üst düzey bürokrat, politikacı, asker ve polisin çocuğu ile eşraf, tüccar ve imalatçıların çocukları evlendirilerek de akrabalık bağı oluşturulmuştur. Böylesi bir durumda devletin ihaleleri, finansal destekleri ve teşviki ile beslenen, bundan dolayı da reel işlevini yerine getirme gereği duyumayan rantçı bir burjuva sınıfı doğdu.

Böylesi bir durumda sınıfsal karakterin gereği gerçekçi bir örgütlenme, bunun tamamlayacak bilgi, kadro ve düşünsel aktörlere sahip değil. Haliyle sektörel aksiyonlarda da bir vizyonun olmaması yadırganmamalı.

Bu zihniyetin ürünü bir sermaye sınıfının gerçek anlamda AB'ye girilmesi için gönüllü olduğunu düşünmek safdilliktir. Pazarına hakim olması, dalga dalga akacak yabancı sermaye ile rekabet edebilmek için bürokratik elitin, askerin, bugünkü moda deyimle Ergenekon'un desteğini göremeyeceğine göre kendini yenilemesi, rekabet gücünü arttırması ve bunun içinde ciddi yapısal ve kurumsal değişim sağlaması gerekir. Ama buna uygun ne bir donanım ne de bir istek var. Açıkçası ulusal ligden Amerikalı, Avrupalı, Hintli, Çinli, Japon, Rus, Yahudi ve Araplardan oluşan global lige yükselecek bir sermayedar olma cüreti yok.

Yukarıda değindiğimiz sessizliğin esas nedeni de bu. Özellikle Ergenekon temalı güç mücadelesini, Kürt dinamiğinin zorlamaları ve bunun sonucunu bekleyip, güçlüden yana yer alacak biçimde konumlanmak isteyecek. Ama henüz pata bir durum var ve bundan dolayı sessiz kalmak en uygunu.

Tabii bu işlevsizliklerini gören konjonktürdeki gelişmeleri de lehine fırsat bilen, islami sermaye aksiyon halinde. Çapını genişletmekte; tarikat, siyaset ve paranın gücünü birleştirerek hem dinsel hem toplumsal hem de düşünsel bir taban örgütlenmesiyle TÜSİAD merkezli sermayenin burçlarını vurmakta, Uzanlar, Toprak holding benzerinde olduğu gibi kalelerini de bir bir ele geçirmektedir.

Kürtlerede oynayamıyorlar. Daha önce AB'den sağlanacak para ve devletin desteğine dayanarak bölgeye gidecek parayı kapmak için kurdukları Doğu Holding deneyimi gösterdi ki, çok ahlaksız ve de beceriksizler. Her ne kadar Sabancı Raporunda olduğu gibi Kürt sorununa çözüm talebinde bulunsalarda, demokratikleşmeyi destekleyen çalışmalar ve bildiriler yayınlasalarda Kürtlerin nezdinde inandırıcı olabilecek hiç bir samimiyetleri olmadı.

Daha da ötesi Bölge'deki jeostratejik ve ekonomik konum, doğal kaynaklar, enerji ve petrol potansiyeli, üretim ve tüketim için genç ve dinamik nüfus hacmi iştah kabartıcı bir cazibeye sahip. Ama buraya aynı zamanda uluslararası sermaye de göz dikmiş durumda. Özellikle Güney Kürdistan merkezli yapılanma buna uygun zemini yaratmaktadır.

Siz bakmayın şu an Türk ürünlerinin oradaki ağırlığına bu akıncı, talancı kültürün bir mirasıdır. Bunu girişimin örneğini daha önce Arap ülkelerinde sonra Rusya, Doğu Avrupa ve Orta Asya'da gördük. Türk sermayesi kısa vadeli vurgunlarla tatmin olurken, uluslararası sermaye daha kurumsal, yapısal ve uzun vadeli projlere sahiptir. Nihayetinde güneyde yapılan anlaşmaların temel özelliği de böyledir.

Netice itibarıyle TÜSİAD görünümlü büyük Türk sermayesi vizyonunu kaybetmektedir. Sadece ekonomik anlamda değil, siyasal, sosyal ve kültürel alanda da. Bundan sonra söyleyecekleri, özellikle de Kürtler nezdinde, laf olsun torba dolsun misali başka bir anlam ifade etmeyecektir.

 

Eko-stratejik girdap ve öküzün hikayesi

Kürtlerin yaşadığı coğrafya tüm dünya güçlerini tarih boyu ilgilendiren bir öneme sahiptir. Son olarak Roj TV, KNK, daha önce yerel siyasetçiler ve belediyeler ve genel olarak Kürtlere tüm yönelimin temelinde bölgenin ekonomik ve stratejik boyutu belirleyidir. 

Kürtleri temsilen ortaya çıkan bütün aktörler kendi çağının en güçlü devlet veya siyasi yapılarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Çünkü burası; ilk üretimin, ilk mübadelenin ve ilk ticaretin başladığı coğrafya veya kesişim noktasıdır. Ü...

Devamını oku...

Kürtler;kriminal ekonominin işçileri

Henüz teori üreten bir toplum değiliz. Yaşamın boyutlarını kurgulayabilen, bu kurgulara gö...

Haydi artık kabuğumuzu kıralım!

'Devlet bu yıl et ithalatına izin vermeseydi, elimizdeki ticari hayvanların piyasası iyi o...

Kriz çanları tekrar hareketlendi

Peşpeşe gelen 'kriz' haberleri küresel krizin yeniden 'canlandığı' konusu gündeme getirdi....

Kapılar tamamen kapalı

Bütçe açığı, ortak para birimi euroyu kullanan 16 ülke için öngörülen yüzde 3 düzeyinin ...

 

Belkî ....

Kürdistan’da Ekonominin Tarihsel Gelişimine Giriş

More:

Tutarlı argümanlar gerçeğe toslarsa

More:

Bulletin most read