Ortadoğu üzerine yapılan çalışmalarda en önemli referanslardan biri de Peter Pawelka adlı Alman profesördür. Petrol zengini Arap devletleri için kullanılan 'rantiyer devlet' kavramı ona aittir. Bununla üretime katılmadan, sadece yeraltından elde edilen zenginlikleri kullanarak devleti organize etmeye çalışan ama daha ziyade kendi çıkarları için değerlendirerek dünya çapında söz sahibi olan Arap yönetim mekanizmalarına vurgu yapmaktadır. Bölgesel ve global ölçekte yaşanan askeri çatışmalar, ekonomik ve siyasal krizler hep onları odağa koyar. Bundan da gayet memnundurlar. Çünkü sorunların gerçek çözümü yerine onların yönetiminde sürdürülebilir kılınması mevcudiyetlerini korumaları için altın tepside sunulmuş bir fırsattır.
Kanımca bu yaklaşımı biraz daha geniş ele almak lazım. Petrol zengini ülkeler yanı sıra bölgedeki tüm ülkelerde daha derin ve geniş rantiyer kaynaklar sözkonusu. Örneğin nüfuz sahibi olmak büyük bir rant kaynağı. Sadece bir kişinin aynı anda hem aşiret ağası, hem tarikat lideri ve şeyh, hem örgüt, parti veya devlet başkanı, hem şirketler topluluğu sahibi olduğuna ya da bunlardan bir veya bir kaçına sahip olduğuna dair örnekleri, Türkiye'den İran'a Pakistan'a, Endonezya'ya, Sudan'a Libya'ya Mısır'a, Suriye'ye vb yani islam aleminin tümünde görmek mümkün.
Gelenek ve inançtan kaynağını alan bu rantiye sistemi, bağışlar, aidatlar, vergiler, zekat, fitre ve sadaka yanı sıra kamu kaynaklarını, doğal kaynakları özel mülkiyet gibi kullanma yoluyla beslenir.
Ayrıca milliyetçilik ve solculuk gibi ideolojilerin yayılmasıyla modern tarzda örgütlenmeler ve buna dayalı rant kaynakları oluştu. Bürokratik, askeri ve para militer örgütlenmeler toplanan vergilerin büyük bölümüne el koyarak, kamu kuruluşlarını ve getirisi olan varlıklarını bedel ödemeksizin kullanarak yasal yollarla; yine kaçakçılığa bizzat dahil olarak veya yapanlara göz yumarak, benzer şekilde rüşvet, iltimas, yartırımlardan pay ve bağış alma yoluyla da yasa dışı gelir kaynakları yaratarak rant elde etmektedirler. Suriye ve Mısır'daki Baas milliyetçiliği, İran'daki molla bürokrasisi ve hakimiyeti, Türkiye'deki kemalist devlet bürokrasisi ilk akla gelen bariz örneklerdir. Bunların desteklediği, iktisadi ve toplumsal alanda yer alan modern şirketleri ve holdingleri de görmek mümkün ki, bunların en büyük kaynakları da devletten aldıkları ihaleler ve finansal kredilerden oluşmaktadır. Yine ellerindeki iç ve dış piyasalarda olan maddi ve finansal varlıkları da devlete satarak büyük miktarlarda gelirler elde etmektedirler.
Bu aktörlerin Ortadoğu veya İslam dünyasında kalkınmayı sağlamalarını beklemek ne kadar mümkün! Üretime, yüksek teknolojiye, bilimsel ve düşünsel araştırma ve organizasyonlara, toplumsal veya mesleki eğitime yatırımları ister işletme bazında olsun ister devlet bazında olsun dünya standartlarının çok çok altında. Ama yine aynı aktörlerin pozisyonları ne olursa olsun batı ülkelerinde açık, gizli veya örtülü yatırımları, isviçre bankalarında gizli hesapları, spora, eğlenceye, modaya ve lüks motorize araçlara yönelik yatırımlarda sınır tanımadıklarına da tanık oluyoruz.
Kürt iş dünyasında da aynı izleri görmek mümkün. Büyük bölümü bulundukları ülkelerin politik güçlerinden rıza alarak aktif hale gelirken, kendilerine aşiretsel, dinsel veya siyasal nedenlerle bağlı kesimlerin değerleri ve emeği üzerinden yükselişe geçmişlerdir.
Böylesi bir coğrafya'da halkın tepkisi kaçınılmazdır. Ortadoğu ve İslam dünyasında da bunun en acı, en şiddetli biçimlerine tanık olmaktayız. Bir yandan PKK, El Fetih gibi modernist ama halka dayanan hareketler söz konusu iken, diğer yandan El-Kaide, Hizbullah benzeri dine dayalı fundemantalist örgütler ve uygulamaları görülmektedir. Yani Mevcut duruma isyan derindir. Örneklerinde olduğu gibi kendini yakarcasına veya bedenini patlatırcasına şiddetlidir.
Ancak rehberlik ve alternatif elbette tartışılabilecek bir durumdur.






