doza ray u ramane

birdoz

Sunday
Sep 05th


Beyin göçü anatopraklara olabilir mi?

e-Posta Yazdır PDF

Son dönemlerde gündemde ana topraklara dönüş giderek belirgin bir eğilim haline gelmektedir. Ancak bundan anlaşılan daha çok köyleri yanan ve sürgün edilen köylülerin dönüşlerdir. Oysa, dönüşün çerçevesi daha kapsamlıdır. Dikkatli olarak gözlendiğinde politikayla uğraşan insanların yanı sıra yazar, çizer ve araştırmacılardan oluşan bir kesimde de dönüşe dair hareketlenmeler görülmektedir. Bu dönüşün gerçekleşebilmesi büyük bir anlam ifade etmektedir. Bir aydının ana topraklara dönmesi, burada yaşananları bilimin, edebiyatın, sanatın süzgecinden geçirerek insanlığa sunulabilir hale getirmesi bir toplumun kültürel, sanatsal ve tarihsel değerler itibariyle kendini bulması, sosyal, siyasal ve ekonomik yapılanmasının sağlam temellere oturması  için belirleyici etki yapacaktır.  

 

Emek Gücünden Beyin Gücünün Kullanımına Geçiş ve Beyin Göçü  

Aydının ana topraklara dönüşü, önem verilmesi gereken büyük bir çabayı gerektirir. Gerekli altyapının hazırlanması  ve sağlıklı bir üretimin yapılabilmesi için şartlar oluşturulmalıdır. Çünkü günümüz dünyasında yaşanan gelişmelere bakıldığında aydın, yazar ve bilim adamının önemi daha net açığa  çıkar. Örneğin; kapitalist uygarlığın egemeni olan Batı-Avrupa, gelişmeye başladığı ilk dönemlerde daha çok sömürgelerinin hammadde kaynaklarına yönelmiştir. Ama aynı zamanda yeraltı  ve yerüstü zenginliklerini merkezi ülkeye taşırken insan kaynağını da ihmal etmemiş; Amerika’ya Avrupa’ya emek gücünden yararlanılmak üzere milyonlarca insan köleleştirilerek götürülmüştür. Yine kadınlar çalışma yaşamına sürülerek emek güçlerinden yararlanılma yoluna gidildi. Bu iki cepheden gelen işgücü akını, Avrupa ve Amerika’da daha önce aşırı çalıştırılan ve bundan doyalı sınıfsal talepleri yoğunlaşan yerli işgücünün yerine ikame edildiler. Sonraki düzenlemelerle yerli işgücünün çalışma saatlerinin azaltılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ekonomik kazançlarının iyileştirilmesinde bu köleleştirilen işçilerin ve kadınların büyük etkileri var. Çünkü bunların çalıştırılmasıyla beraber işgücü arzı artmış ve üretim alanları genişlemiştir. Daha önce sadece emek gücünden artık değer kazanan sermaye, bu kez yoğun üretim yaparak geniş piyasalara açılmış ve sürümden kazanmış, işçilere verdiği bazı haklarla da devrimci taleplerini bertaraf etmiştir.

Bu şekilde gelişmeye başlayan serbest rekabet dönemi ve tekelci aşamalardan sonra özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından rengi açığa çıkan, ama 1970’lerde daha belirgin hal alan yeni bir durum ortaya çıktı. Geri kalmış ülkelerden hammadde ve emek gücü talep edilmemekteydi artık. Bu çerçevede hammadde kaynaklarına kotalar uygulandı. Daha etkili uygulanmaya başlayan vize sistemiyle emek gücünün seyahat özgürlüğüne de kısıtlamalar getirildi. Buna karşılık beyin göçüne dayalı kalifiye emek sahipleri ve sermayedarların hareket alanları ardına kadar açık tutuldu. Bu anlamda 1960’lar da Almanya’ya giden ve davul zurna ile karşılan Türkiye’deki işçiler örneği mazide kalırken, artık gitmek isteyen yeni işçileri kapı dışarı etmenin yolları arandı. 

Bunun altında teknolojik gelişmelerin büyük rolünün yanı sıra ilgili ülkelerde hammadde birikiminin doyum noktasına ulaşmasının etkisi büyüktür. Yani teknoloji sayesinde artık daha az hammaddeyle daha büyük fonksiyonlara sahip üretim, yatırım ve tüketim araçları üretilebilmektedir. Yine 15. Yüzyıldan itibaren Batı-Avrupa merkezli ülkelere taşınan hammadde gelişen teknoloji aracılığıyla sürekli dönüştürülebilmektedir. Örneğin, eskiyen bir makine rahatlıkla eritilmekte ve onun demirinden yeni tasarlanan bir makine imal edilebilmektedir. Metalurji alanındaki gelişmelerle aynı malzemelerden yeni alaşımların üretilmesi ve yeni araçların yapımında kullanılması giderek yaygınlaşan bir üretim biçimidir.

Böylesi bir üretimde artık eskisi gibi emek yoğun üretim yapan işgücü değil kalifiye işgücüne gereksinim vardır. Yani laboratuarlarda çalışan, deney yapan ve yeni teknikler kullanan bilim adamları, bu tekniklerden yararlanan ve yeni üretimleri tasarlayan mühendisler, bu üretimi organize eden, üretim ve tüketim piyasalarına sunan ekonomistler, bu gelişmeler üzerinden siyaset yapan politikacılar, gerektiğinde zor kullanan modern tekniklerle donanımlı askeri güçler ve bütün bu gelişmelere uyan bir toplumsal şekillenmeyi sağlamak için çalışan sosyologlar, psikologlar, felsefecilerin içinde yer aldığı üniversiteler ve medya gibi bilimsel ve iletişimsel kurumlar devreye sokulmaktadır. Bu çerçevede oluşan sistemin yürüyebilmesi artık teknik donanımlı insanlarla mümkün olabilmektedir.

Batı Avrupa merkezli ülkeler kalifiye insan ihtiyacını karşılamak için sürekli yöntemler geliştirmektedirler. Dünyanın birçok ülkesindeki yetenekli insanları kendi ülkelerinde toplamak için gayret ediyorlar. Çeşitli sınav ve yarışmalar düzenleyerek zeki ve yetenekli ve üretken insanları belirliyorlar. Burslar ve krediler vererek ülkelerine götürmekte ve çıkarlarına göre eğiterek yönlendirmektedirler. Ardından yüksek ücretler ve geniş teknik ve ekonomik imkanlar sağlayarak çalıştırmaktadırlar. Yine kendilerinde olmayanlardan da yararlanmak için seminerler, konferanslar, sempozyumlar, araştırma bursları, misafir öğretim görevliliği gibi yöntemler geliştirerek yararlanmaktadırlar. Bunların hareket alanının genişlemesi için de kırmızı ve yeşil pasaportlar vizesiz işlem görüyor, diğerlerine de vize kolaylığı sağlanır.

Basit olarak böyle işleyen bir sistem sonucunda üçüncü dünya ülkelerinden gelişmiş Batı Avrupa merkezli ülkelere beyin göçü kaçınılmaz olmaktadır. Bugün dünyanın en ünlü üniversitelerinde okuyanların önemli bir bölümü ve büyük buluşlar yapanların çoğunluğu  üçüncü dünya ülkelerinin bilim insanlarıdır. Üstelik bunların yaptıkları buluşlar çalıştıkları ülkede üretime dönüştürülerek ekonomik, teknik, askeri ve siyasi güce çevrilmekte ve hatta ana vatanına baskı aracı halini alabilmektedir. Bu bilim insanı emeğine yabancılaştığından bu gerçeği göremiyor ve doğru temelde durması gereken yerde durmuyor. Her ne kadar zeki, yetenekli ve becerikli olsa da egemen olan eğitim sistemi içerisinde edindiği alışkanlıklar yüzünden işleyen çarkı  fark edemiyor, ya da ona şekil veren sistem ve ideolojik yapıya inancından dolayı bu tercihi bilinçli yapıyor. Fark edip de karşı koyma gücünü gösterememenin de rolü büyüktür. Çalıştığı  ülkede elde ettiği olanaklardan vazgeçemeyecek kadar bireyselleşenler karşı duruş sergileyecek güç ve cesaret gösteremiyorlar.  


Kürtlerde Beyin Göçü 

Kürt bilim insanları, aydınları, sanatçıları, yazar ve çizerleri de dünyadaki gelişmeler paralelinde göç etmişlerdir. Bunların göçü hem Kürdistan’da egemen olan ülkelerin merkezlerine hem de Batı Avrupa merkezli dünyaya olmuştur. İstanbul, Tahran, Bağdat, Şam, Beyrut, Kahire, İzmir, Erivan Moskova gibi Ortadoğu ve Kafkasya kent merkezlerinin yanı sıra önemli bir bölümü  Avrupa’ya dağılmıştır. Yine ABD ve Avustralya’da da bu niteliğe sahip Kürt bilim insanları vardır. Kürt bilim insanları  ana topraklarında medreselerin etkisiz hale getirilmesinden sonra yeni bilimsel üretim merkezleri inşa edememiş ve ülkelerinin dışında bilimsel eğitim yapmak zorunda kalmışlardır. Ya egemen ülkelerin eğitim merkezlerinde ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde ve onların dilleriyle eğitim yapabilmişlerdir.

Genel olarak bilimsel, sanatsal, edebi eğitimle donanmış insanlar birbirlerinden ve ana topraklarından uzak kalmışlardır. İçerisinde bulundukları ülkenin kurulu düzenine göre yetiştikleri gibi yapacakları çalışmaların mekanizmalarını da ancak burada bulunduklarından, oralara tabi olmuşlardır. Bu yüzden ana topraklarına dönme şanslarını neredeyse tamamen yitirmişlerdir. Çünkü hem bilinç olarak buna yatkın değildirler, hem de ana topraklarda çalışma yapabilmeleri için gerekli mekanizmalar mevcut değildir. Haliyle bunlar her ne kadar etnik olarak Kürt iseler de yapı, davranış, amaç ve özlemleri itibariyle, yani bilinç olarak Kürt değildirler. Artık Fars, Arap, Türk veya Avrupalıdırlar.

Kürt aydınlanmasında ve Kürdistan’a dönüşün sağlanmasında etkili olacak faktör şimdilik yine Kürdistan’daki gelişmelere bağlıdır. Bu yönüyle bütün ülkeyi etkileyen bir boyutta olmasa da yer yer eğitim yapılan aydınların barınabildiği alanlar mevcut. Soran bölgesi bu anlamda bir örnek sayılabilir. Çünkü  burada Kürtçe’nin Sorani lehçesiyle eğitim yapan her kademede okul mevcuttur. Yine özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Behdinan bölgesinde de ilkokuldan üniversiteye dek her kademede eğitim alanları oluşturuldu.

Aydınlanmanın gelişmesinde basının da rolü  büyük ve Kürtler dünyanın hemen her yerinden bundan oldukça ileri derecede yararlanmaktadır. Kürdistan’da çıkan gazeteler yanı  sıra, Kürtlere hitaben, Türkiye ve Avrupa’da da süreli ve periyodik yayın organları mevcut.

Kuzey’de hem etnik olarak hem de bilimsel kimliğiyle Kürt olma bilincine sahip olanlar Kürt hareketiyle ortaya çıkmıştır. Bunların hareketin içinde olmaları gerekmemiştir. Hatta karşıt olabilenler de mevcuttur. Ama verilen mücadeleyle bir öze dönüş, kendini buluş olayı gerçekleşmiştir. Örneğin, yapı  kişilik ve özlemleri itibariyle Kürt hareketiyle hiçbir ilişkisi olmayan şair Cemal Süreya’nın ölüm döşeğinde Kürt olduğunu dile getirmesi dikkate değerdir. Daha ileri gidenler de var. Egemen devlete yıllarca bürokrat, memur, öğretmen olarak çalışmış birçok insan ya işinden ayrılarak, ya da emekli olduktan sonra Kürtlerle ilgili dil, tarih, edebiyat ve kültürel çalışma ve araştırmalar yapmışlardır ve yapmaktadırlar da.

Siyasal, ekonomik, kültürel platformda olduğu gibi öze dönüş bilimde de “diriliş aşaması”nın tamamlanmasından ve “kurtuluş aşaması”na geçişle birlikte yeni bir sürece girmiştir. Bilim, sanat, edebiyat insanı için öze dönüş  ülkeye dönüşle özdeşleşmiştir. Bu yüzden girişte belirtildiği gibi son dönemlerde birçok edebiyatçının, yazarın, aydının, sanatçının ve bilim insanının ana toprakları ziyaret etmesi, yerleşebilme zeminin yoklaması, ana toprakları üzerinden etnik ve kültürel özellikleriyle evrensel olarak çalışabilmesi koşullarını  irdelemesi gelişen bir realitedir.

Diyarbakır’da düzenlenen festival ve kültürel organizasyonlara büyük ilgi duyulmaktadır. Aydınlar, yazarlar ve okuyucular gerek festival aracılığıyla gerekse çeşitli kitap imzalama etkinliklerinde bir araya geldiklerinde büyük bir coşkunun oluştuğunu, okuma potansiyelinin arttığına, yazarlara, düşün insanlarına ilginin yükseldiğini görmekte ve tanıklık etmektedirler.

Fakat oldukça da sancıların yaşandığı  ve yaşanacağı bir durum söz konusudur. Çünkü bilimsel, edebi, sanatsal bir çalışmanın yapılabilmesi için gerekli koşullar daha hassastır. Bunların yaratılması, kurumsallaşması ve üretim aşamasından kullanıma kadar geçen zamanda oldukça sağlıklı  koşulların olması gerekmektedir. Bununla maddi ve ekonomik refah koşulları değil, daha ziyade çalışılan konuya ilişkin sağlıklı  koşullar kastedilmektedir. Yani çalışma konusunun tümüyle irdelenebilmesi için gerekli eğitim, araç ve donanımın yanı sıra iletişim, üretim ve kullanım düzeninin iyi ayarlanması nitelikli üretim için gereklidir. Aksi durumda dönenlerin bir süre sonra üretim yetilerini kaybetmeleri kaçınılmaz olur. Ya da yaşanacak tıkanma bir daha geri dönmemek üzere bir kaçışa ve tükenişe neden olabilir ki, bu daha tehlikelidir.

Beyinsel üretim yapanların sağlıklı bir dönüş yapabilmeleri durumunda toplumsal değişim dönüşüm ve gelişim daha hızlı anlamlı olacaktır. Kurumsal, siyasal ve teknik yapılanmalar için gerekli kadroların sağlanmasında aksamalar yaşanmayacaktır. Yine, şu an Kürtlerin acısını çektiği modernleşme, yeni koşullara göre örgütlenme sıkıntıları  daha hızlı aşılabilecektir. Hatta şu an kuşkuyla beklenti içinde olup, güç sunamayanların neredeyse kitlesel katılımlarının sağlanması mümkün olabilecek ve bu çerçevede toplumsal ideallere daha dinamik bir biçimde ulaşılabilecektir.  

 

Şubat 2000 Emekçiler

 

 

Eko-stratejik girdap ve öküzün hikayesi

Kürtlerin yaşadığı coğrafya tüm dünya güçlerini tarih boyu ilgilendiren bir öneme sahiptir. Son olarak Roj TV, KNK, daha önce yerel siyasetçiler ve belediyeler ve genel olarak Kürtlere tüm yönelimin temelinde bölgenin ekonomik ve stratejik boyutu belirleyidir. 

Kürtleri temsilen ortaya çıkan bütün aktörler kendi çağının en güçlü devlet veya siyasi yapılarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Çünkü burası; ilk üretimin, ilk mübadelenin ve ilk ticaretin başladığı coğrafya veya kesişim noktasıdır. Ü...

Devamını oku...

Kürtler;kriminal ekonominin işçileri

Henüz teori üreten bir toplum değiliz. Yaşamın boyutlarını kurgulayabilen, bu kurgulara gö...

Haydi artık kabuğumuzu kıralım!

'Devlet bu yıl et ithalatına izin vermeseydi, elimizdeki ticari hayvanların piyasası iyi o...

Kriz çanları tekrar hareketlendi

Peşpeşe gelen 'kriz' haberleri küresel krizin yeniden 'canlandığı' konusu gündeme getirdi....

Kapılar tamamen kapalı

Bütçe açığı, ortak para birimi euroyu kullanan 16 ülke için öngörülen yüzde 3 düzeyinin ...

 

Belkî ....

Kürdistan’da Ekonominin Tarihsel Gelişimine Giriş

More:

Tutarlı argümanlar gerçeğe toslarsa

More:

Bulletin most read