Kürt işçi ve emekçilerinin analizine yönelik giriş çalışmaları yapılırken metodolojik yöntem sorunuyla karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır. Kürtlerin mevcut durumunun tarihsel, sınıfsal ve ulusal niteliğini ortaya koyacak yöntemler ve kurulacak hipotezler henüz istenen olgunluğu yakalamış değildir. Kürt özgürlük hareketinin gelişmesi ve derinleşerek birçok karanlık noktayı çözmesi, yeni çelişkileri ortaya çıkarması, özgün yöntemlerin oluşturulması ve buna bağlı olarak hipotezler kurulmasına ışık tutmaktadır. Yine de istenen düzeyde sağlıklı bir analiz yapma iddiasında ihtiyatlı olunması oldukça önemlidir.
Kürt işçi ve emekçisine özgü hipotezler kurmak için gerekli varsayımlarda bulunmayı sağlayacak ve bunları destekleyecek sosyal, ekonomik ve kültürel yapı taşları özgünlüğüne kavuşturulamamıştır. Özellikle, Kürtlere ilişkin veriler egemen güçlerin kendi çıkarlarını destekleyecek sınıflandırma ve kategorilerden ayrışamamıştır. Bu çerçevede ilgili güçlerin oluşturduğu istatistiki veriler ve ulaştıkları analizler de Kürtler için sağlıklı sonuçlar vermeyecek, rehber olmayacaktır. Egemen devletlerin kuruluşlarına ait veriler
a- Herşeyden önce egemenliklerinin çıkarlarına rehberlik edecek şekilde düzenlenmiştir.
b- Kürtlerin güçlerinin farkına varmasını önleyecek şekilde maniplasyonu içerirler.
c- Kendi içsel ve dışsal sorunlarından dolayı ihtiyaçlarına göre oluşturdukları istatistik ve çalışmalarda da eksiklik ve tutarsızlıklar mevcuttur.
d- Sadece Kürtleri kapsayan çalışmalar mevcut veya açık değildir
e- Zaten bu yönlü organizasyon ve çalışmaları engelleyici bir sistem politikasına sahiptirler.
f- Kürtlerin dağınık olması da böyle bir çalışmayı teknik anlamda zorlaştırmaktadır
g- Kürtlerin coğrafik bölünmesi farklılaşmayı doğurmuştur. Buna bağlı olarak sınıflandırma mevcut metodolojilere göre güçtür ve özgün bir çalışmayı gerektirmektedir.
Bunun ötesinde analizi yapacak olan bireyin ve grubun ekonomik teknik analiz gücü, yaklaşım biçimi, özgür koşullara sahip olması, özgür koşulların sağlanması, çalışmayı yapma amacı, kullanılan terminoloji ve metodoloji ve de bu çerçevede oluşacak istatistiki çalışmalar vb koşullar oldukça büyük önem arz eder
Buradaki konunun kapsamı analitik çalışmalardan ziyade, apriori (önsel) bir çalışma niteliğindedir. Bu konuya eğilimi olanların düşünüş ve çalışmalarını renklendirmeyi hedeflemektedir. Mevcut konumu tespit etmeye yönelik olmanın yanı sıra, yer yer nerelerde nelerin yapılması gerektiği konusunda da ucu açık sorular bırakacaktır. Ya da araştırılması olası konulara gönderme yapacak, gözlem ve tespitlerin yapılması yönünde uyarıcı olacaktır.
Coğrafi Dağılımın Emekçi Yapı Üzerindeki Etkisi
Kürt emekçilerinin yoğun kütlesi hala Kürt coğrafyasındadır. Ancak, coğrafyanın fiili bölünmesi emek kütlesinin de bölünmesine yol açmıştır. Her parçada bulunan Kürtler, bulundukları bölgelerin egemen güçlerine “tabii”dirler. Ya da daha onlara tabii oldukları dönemin yapı ve özelliklerini aşacak özgün şekillenmelere gidememişlerdir. Bu durum da her parçadaki kesim için kültür, eğitim, mesleki bilgi ve beceri, örgütlenme biçimi, ilişki, ittifak yönü ve anlayışı gibi özellikleri nedeniyle farklılaşma ve yeni bütünleşmelere yol açmıştır. Kabaca bir bakışla, Kürt emekçiler birbirlerinden farklılaşarak uzaklaşırken, egemen devletlerin emekçilerine yakınlaşmış ve entegrasyon sürecine girmişlerdir. Bu entegrasyon süreciyle birlikte ulusal kimlik zayıflamış ve bu yönlü örgütlenmeler emekçiler nezdinde gerçekleşme şansını neredeyse yitirmiştir. Daha da ötesi egemen devletlerin emekçileriyle bütünleşerek onların sınıfsal, kültürel, iktisadi sorunlarının bir parçası olmuşlardır. Kaderlerini çizmek yerine onların mücadelelerinde yer almış, hatta onların içinde öncüleşmişlerdir de. Bu yüzden emekçiler nezdinde:
1- Tüm parçaları kapsayacak düzeyde bir ulusal kimlik anlayışı ve bilinci oluşmamıştır.
2- Ulusal ve sınıfsal mücadele bütünleştirilememiştir.
3- Ulusal parçalanmanın önüne geçilememiştir.
4- Ulusal dil kullanılamamıştır
5- Ulusal değer yargılarına sahip çıkılamamıştır
6- Ezilen ulusun emekçileri olarak kendi kimlik, bilinç ve değer yargılarıyla egemen ulusların emekçileriyle ittifak oluşturmayı becerememiş ya da buna gereksinim duyacak bilinç ve eylemliliğe sahip olamamış ve hatta onların içinde kaybolmuşlardır.
7- Örgütlülük ve strateji belirlenemediği için eylem biçimi de hedeften uzaklaşmıştır. Kime karşı, niçin, nasıl ve kiminle eylem yapılacağı yönünde çalışmalar yapılamamıştır.
8- Bilinç, örgüt ve mücadele bağlamında bir değerler sistemi oluşturamadıkları için egemen ulusların emekçilerinin sorunlarına, taleplerine ve amaçlarına entegre olmuşlardır.
Bu kabataslak bakışla ortaya çıkan yapının ardında iktisadi yaşam biçiminin siyasal örgütlenme ve amaçlar üzerindeki etkisi büyüktür. Özellikle ekonomik yöntemlerle siyasal, kültürel, sosyal ve ulusal amaçlardan sapma ya da saptırmanın etkisi büyük ölçektedir.
İrdelenirse:
1- Egemenliklerinde bulundukları ülkelerin kamu ve özel işletmelerine emek güçlerini sattıklarından;
a) Ülkelerinde egemenlere çalışmaktadırlar,
b) Ülkelerinin dışına göç ederek egemenlerin sanayi bölgelerinde çalışmaktadırlar. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Halep, Şam, Bağdat, Tahran, Tebriz’de Kürt işçi ve emekçilerinin sayısı büyük rakamlara ulaşmaktadır.
2- Kürt işçi ve emekçileri Kürt Coğrafyası ve egemen devletlerin haricinde başka ülkelerde de bulunmaktadır. Avrupa’dan Rusya’ya, Orta Asya’dan, Japonya’ya, ABD’den, Avustralya’ya, Kanada’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Afrika’dan tüm Arap ülkelerine ve İsrail’e kadar yayılmışlardır. Bunun sebebi;
a) Kürt emekçilerinin bir arada kalmasını sağlayacak bir ulusal otoritenin yokluğu,
b) Egemen devletlerin sınıfsal ve ulusal uyanış çabasında olanlara yaptıkları baskılar
c) Egemen devletlerin, özellikle, Türkiye’nin uluslar arası yatırımlarda ucuz işgücü çalıştırma politikası ve işgücünün kazandığı döviz transferlerinden gelir sağlama amacıyla yönlendirmede bulunması
d) Kendi istekleriyle, ekonomik çıkar sağlama, eğitim, teknik öğrenimi, farklı ülkelerde yaşama eğilimi
Alt başlıklarıyla birlikte ikinci şıkta yer alan Kürtler gittikleri ülkelerde ulusal özlerini korumuşlardır. Ya da ulusal bilinci yakalamışlardır. Özellikle farklı ülkelere dağılan Kürtlerin ulusal bilincinin gelişmesi Kürt diasporasının oluşması ve diplomatik alanda örgütlenmelere zemin sağlaması önemlidir. Bu noktaya gelinmesinde;
a) Kürdistan’da yükselen ulusal bilinç ve örgütlenmenin yansıması ya da bizatihi müdahale etmesi
b) Siyasal amaçlarından dolayı Kürdistan’da egemen olan devletlerin baskısından kaçanların birbirleriyle ve yaşadıkları İsveç gibi Avrupa ülkelerinin bir dönem teşvikiyle diyalog halinde olmaları ve ortak yaşam alanları oluşturmaları ki şimdi Avrupa ülkeleri artık bundan rahatsızlar ve oluşan birliği parçalamak için çaba sarf ediyorlar.
c) Dünyadaki, siyasal, kültürel ve bilimsel gelişmelerin verdiği ilham,
d) Baskı ve şiddet ortamından daha özgürlükçü bir ortama geçilmesi. Yalnız, bu özgürlükçü ortamın oluşması bulunulan mekanın sahiplerinin Kürtlere sevgisinden değildir. Bundan ziyade Kürtlere yönelik ulusal, siyasal ve kültürel sorunlarının birincil derecede olmayışındandı. Ancak, günümüz itibariyle Kürt özgürlük hareketinin gelişmesi karşısında ortaya koydukları tavır pek de olumlu değildir,
e) Kürtler, Kürdistan’a egemen olan devletlerin yapı ve kurumları içinde homojen bütünleşmeyle eriyerek yok oldukları gibi diğer devletlerin yapı ve kurumlarıyla bütünleşmemişlerdir. Hatta buralarda bile egemen devletlerin dilini kullanmakta kültürel etkisini taşımaktadırlar. Bunda asimilasyonun ağır etkisini taşıyanların daha çok göç etmiş olması önemli bir faktördür. Ulusal, siyasal ve sınıfsal duruşları ve savunmaları Kürdistan’daki egemen devletlerin diliyle olmuştur. Bu özellikle Türkiye’deki Kürt işçi emekçiler için geçerlidir. Ama Soran bölgesi Kütleri Sorani Lehçesini, Suriye ve İran egemenliğindeki Kürtler Kurmanci lehçesini kullanmaktadırlar. Behdinan Bölgesi Kürtleri Kurmanciyi kullanmakla birlikte Arapça’yı da kullanmaktadırlar.
Çalışma Alanlarının Emekçi Yapı Üzerindeki Etkisi
Coğrafi dağılımın etkisinin yanı sıra çalışma alanları bazında yapılacak değerlendirmelerde Kürt işçi ve emekçisinin durumunun tespitinde ipuçları sunar. Özellikle bu alanda yapılan çalışmalar oldukça eksik ve yetersizdir. Daha çok dışarıdan gelen araştırmacıların çalışmaları mevcuttur ve kapitalizmin kriterlerine göre değerlendirmeler yapılmıştır. Oysa kendi kavram ve değer yargılarıyla analiz yapacak olan Kürt araştırmacıların elde edecekleri sonuçlar daha öğretici olacaktır. Çünkü, bu coğrafyadaki ilk üretim biçimlerinin tespiti için êl yapısının ve üretim ilişkilerinin incelenmesi önemli sonuçlar verecektir.
Kırda bulunan Kürt emekçilerinden ırgat, maraba, cenan, çoban vb’nin konumu tarihsel araştırmalar için önemle üzerinde durulması gereken olgulardır. Rant getiren tarımsal ve hayvansal zenginliğe sahip değildirler. Geçimlik olarak birkaç koyun, keçi ve küçük ölçekli tarım arazileri olmakla birlikte, mülkiyetsizlerin sayısı da fazladır. Buna bağlı olarak kır emekçilerinin yapısı ve çalışma biçimleri (ağa ve buna bağlı olarak geniş mülkiyetin olmadığı yerlerde) ortaklaşa üretim ilişkilerine yatkındır. Pigari, hevkari, palute, odaxi, zıbareti vb. yöntemler, berodan, pezbırin gibi mihricanlar yöreye göre özgünlükler taşısa da genel olarak ortaklaşa üretim biçimleridir. Kanımca bu kavramların ayrı ayrı ele alınması ve analiz edilmesi yabancı araştırmacıların elde ettikleri sonuçlardan daha derin ve etkili sonuçlar verebileceği gibi ilk uygarlıklarla bağlantısının kurulması da bambaşka noktalara taşırabilecektir. Hem geçmiş dönem üretim ilişkilerinin daha iyi tanımlanması hem de günümüze uyarlanması veya uygulanabilirliği konusunda ilginç ipuçları yakalanabilecektir.
Yine halı dokuma, yün eğirme, yıkama, hayvansal ürünleri değerlendirerek yağ, yoğurt, peynire dönüştürme kadın eliyle yapılır. Zıbareti bu alanda ortak bir uygulamadır. Bu çerçevede yapılacak bir çalışma kadının üretimdeki rolünün yanı sıra toplumsal yapı içindeki konumunu da ortaya koyacak verileri sunmaya müsaittir. Cins olarak kendini ifade edebilme düzeyi, ortaklaşa yaşamda fonksiyonu, erkekle diyalogunda ve toplumsal ilişkisinde kadının rolü ve etkisini ancak üretimdeki faaliyetleriyle açığa çıkabilir. Kürt kadınının emek gücü, kullanımı ve sahiplenişindeki etkinlik düzeyinde özgürlük düzeyinin kriterlerinin olup olmadığını görmek mümkün olabilecektir.
Çocukların yetiştirilme tarzının da üretim biçimiyle bağlantısı görülmektedir. İlk göze çarpan olgu çocuğa yaptırılan işin cinse göre belirlenmesidir. Erkek çocuk babanın eğitimi ve denetiminde yapabileceği işlere sevk edilirken, anne de kız çocuğunu aynı şekilde kadının yapabileceği işlere sevk etmektedir.
Baba erkek çocuğunu tarlaya götürmekte, çift sürmeyi, ekim ve hasat yapmayı ve üretim araçlarının kullanılmasını öğretmektedir. Çobanlara diajo-duajo (çobana yardımcı olan) yapmakta, hayvanın otlatılmasını, hastalıklara ve saldırılara karşı tedbir alınmasını, dinlendirme ve otlatma zaman ve biçimlerini öğrenmesini sağlamaktadır. Yine köy odalarına ve divanlara götürerek cemaat ilişkilerini öğrenmesini sağlamakta, ağaların, yaşlıların, dengbejlerin, köy ileri gelenlerinin, gençlerin ve çocukların oturma adabını, davranış biçimini, çocuğun toplumsal kategorideki yerini tespit etmesini sağlamaktadır. Ayrıca, kent pazarlarına, mesleki üretim birimlerine, medreselere götürerek ticaret, meslek ve okuma öğrenmesini sağlamaktadır. Öte yandan hal ve davranışlarıyla sürekli çocuğa örnek olmakta ona öğüt vermekte yol göstermektedir. Böylelikle erkek olarak da çocuk model alacağı baba şahsında birebir ilişkiyle şekillenmektedir.
Benzer biçimde anne de kız çocuğuna bütün ev işlerini öğretmekle yükümlüdür. Yemek yapmak, ekmek pişirme, inek veya koyun sağma, sütlerinden peynir ve yağ yapma, yün eğirme, halı-kilim dokuma, dikiş-nakış yapma, çamaşır yıkama, evi dizayn etme, yemek yapma, kışlık yiyecekleri hazırlama gibi bir dizi işleri yapmasını öğretir. Bu yönüyle bakıldığında aile ekonomisinde ve üretiminde önemli bir yeri olan kadının toplumsal yapı içindeki ifadesinin irdelenmesi daha bir önem taşımaktadır. Yine anne kızına erkeklere karşı, babasına, kardeşine evlenince eşine, kayınpederine vs karşı nasıl davranması gerektiğini telkin ederek onu bir nevi eğitmiş olur.
Aşiretsel yapı, ortaklaşa üretim biçimleri, kadın, erkek ve çocuğun konumu çelişki, çatışma ve birlikteliği ne olursa olsun coğrafya ile uyumlu bir bütünlük oluşturmakta, bu yönüyle diğer coğrafyalarda yaşayan insanlara göre özgünlükler taşımaktadır. Kirmanşah üzerinden Zağroslara ve Serhat yöresine kadar uzanan geniş mera alanlarında hayvancılık ve tahıl ekimi ve buna bağlı kırsal üretim ortaklaşa üretim yapan emekçi faaliyetlerine zemin hazırlar. Fakat Harran’dan kısmen Soran ve Behdinan yörelerinde bulunan ova bölgelerde toprak mülkiyetinin yoğunluğuna paralel olarak sınıflı ilişkiler belirgindir. Emekçiler xulam, cenan, maraba nivekari, çaruyek vb yöntemlerle egemenlere çalışmaktadırlar. Sınıflı bir yapı hakimdir. Mülkiyet, hiyerarşi, sömürünün niteliği ve buna paralel olarak, emekçinin konumu, kadın ve çocuğun yeri farklı bir nitelik taşıyabilmektedir. Hatta Behdinan bölgesinde ağalarla cotyarlar arasında ciddi rahatsızlıklar meydana gelmiştir. 1991’den sonra meydana gelen siyasal yapılanma içerisinde cotyarlar toprakları işlemek isterken ağaların baskılarıyla karşı karşıya kalmışlardır.
Enerji, yer altı madenleri ve tarımsal alanda Türkiye’nin kamu yatırımları, Irak’ın petrol ve askeri alanlara yatırımları endüstriyel gelişmelere de zemin hazırlamıştır. Fakat, endüstriyel yatırımların egemen ülke merkezlerinde kaynak aktarılacak şekilde dizayn edilmesi, sömürü haddini arttırırken, kalkınmayı engellemektedir. Kaynak aktarımı sonucunda zenginlik kaynaklarının kullanımından sağlanan getiri normal kapasitenin altındadır. Üstelik bu getirinin egemen devletlerin metropollerine aktığını da göz ardı etmemek gerekir. Kaynakları merkezi olan ve aktarımın söz konusu olmadığı Musul ve Kerkük’te Saddam rejimi Araplaştırma politikalarını yoğunlaştırıyor, Kürtleri göçertiyor. Bunun paralelinde Türkiye’de Kürtleri metropole göçerterek asimile edip etkisizleştirmeyi hedefliyor. İran da islami temellerde asimilasyonu sürdürüyor.
Bu uygulamalardan Kürt emekçileri etkilenmiştir. Tarım, sanayi, hizmetler sektöründe yer alan Kürt emekçi kütlesi oldukça büyüktür. Kamu ve özel sektörün hemen her alanında faaliyet göstermektedirler. Öğretmen, doktor, mühendis, iktisatçı gibi yüksek öğrenim gerektiren dallarda formasyona sahiptirler. Aynı zamanda endüstriyel alanlarda çalışan ve mesleki bilgiye sahip kalifiye işçiler, inşaatlarda çalışan inşaat işçileri ve kapitalist çiftliklerde çalışan tarım işçileri de mevcuttur.
Kürt emekçilerinin kırsal üretim yapısı ve ilişkilerinden endüstriyel yapı ve ilişkilerine dönüşümü denetim altındadır. Bu baz alındığında êl anlayışından (aşiretçilikten) ulusal anlayış ve bütünleşmeye yönelik olarak dönüşümü teşvik edecek dinamikler sınırlandırılmaktadır. Oluşan dinamikler asimilasyon ve entegrasyon politikaları neticesinde egemenlerin sistemleriyle bütünleşmeyi sağlayacak bir dönüşüme hizmet etmektedir. Sonuç itibariyle ulusal değer yargılarına; dil, tarih, coğrafya, örf, adet ve geleneklere yabancılaşma olmuştur. Örneğin Güneyde teknik, mesleki ve bilimsel eğitimlerini Soranca yapan ve çalışma alanları Soran bölgesi olan Kürtlerdeki ulusal anlayış, aşiret değer yargılarına sahip Behdinan bölgesinden ve Araplaşmanın etkisinde kalan Musul’dan daha ileridir. Tamamıyla Türkiye eğitim sistemine tabi olan Kürtler de mesleki eğitimlerini, dünyayı algılama ve düşünüşlerini Türkçe yapmışlardır. Yoğun olan asimilasyon uygulamalarından kent ve metropollerde yaşayan tüm Kürt işçi ve emekçileri etkilenmiştir. Resmi dilin Türkçe olması, bütün işletmelerde Türkçe konuşma zorunluluğunu getirmiştir. Bu yüzdendir ki, Kürt emekçiler sınıfsal ve ulusal mücadelelerinde halen Türkçe’yi kullanmakta ve ulusal dillerine yabancı kalmaktadırlar. Oysa eğitimli olan ve kendi dilinde öğrenmeye yatkın olan emekçilerin günlük yaşamlarında okuma ve eğitimlerinde Kürtçe’yi kullanması derinliğine bir etki yaratır. Dilin mesleki alanlarda kullanılmasını sağlar, oluşturulan kısırlıkları aşar.
Çalışma Dönemlerinin Emekçi Yapı Üzerindeki Etkisi
Yapılabilecek bir başka ayırım da çalışmanın sürekliliğidir. Memur, işçi ve kalifiye eleman olarak çalışan emekçiler düzenli ücret almanın yanı sıra sosyal güvenlik haklarına da sahiptirler. Bunlar Türkiye’deki yaşam standartları itibariyle Türk ve diğer halklardan emekçilerle aynı sorunları paylaşmaktadırlar. Bu nedenle ortak hareket noktaları var ve istemleri ve hedefleri birdir. Son dönemler itibariyle siyasal ve ulusal istem ve duruşta farklılaşmalar yaşanması sınıfsal istemleri de etki altına almıştır. Kürt emekçilerin sol çizgisi daha belirgin hale geliyor. Tabi destekleyici bir trendin varlığı da gözden kaçmamalı.
Bir de çalışması süreklilik arz etmeyen emekçiler mevcuttur. Haftalık, aylık, mevsimlik işler yapan, kol emeğine dayalı, sosyal güvenlik haklarından yoksun emekçiler de söz konusu. Gizli işsiz biçiminde olan bu kesimin büyük bir bölümü çalışma dönemleri itibariyle mevsimlik işçi olarak anılır.
Küçük bir sermaye ile haftanın belli günlerinde meyve, sebze vb tüketim malları satanlar, ayakkabı boyacılığı yapanlar, seyyar satıcılar, pazarlamacılar aynı zamanda marjinal sektör diye tanımlanan emek gruplarıdır. Özellikle Türkiye metropollerinde ve Diyarbakır, Van, Batman, Antep’te yoğunlaşan büyük kitlesi savaş kaynaklı göçün ürünüdürler.
Kırda tarım ve hayvancılıkla uğraşan bu kesimler kentsel yaşamın mesleki bilgisinden yoksundurlar. Bu yüzden teknik bilgi gerektirmeyen günübirlik geçimlik işlerde çalışırlar. Hemen hepsi Kürtçe’yi bilir. Ancak kent ve kentlilik bilinci gelişmediği için nasıl bir yaşam şeklinin oluşması konusunda bir arayış söz konusudur. Kentsel alanın sunduğu bazı özgürlükler belli bir kültürel altyapı ve bilinçle donanmadığı için hoyratça kullanılmaktadır. Özgürlük; hoyratça davranma, aşırı alkol kullanma, kahve ve kafeye bir yaşam alanı olarak takılma, cinsel zevkleri için karşı cinsi tavlamaya kalkışma, kabadayılık yapma, çete kurma, nereden ve nasıl gelirse gelsin para kazanma, köşe dönmecilik, işini uydurma biçiminde algılanmakta ve yaşanmaktadır. Kültürlü ve bilgili olmanın kriteri egemen güçlerin değer yargılarını, yaşam ve giyim biçimini, özlem ve hayallerini taklit etmeye dönüştü. Haliyle Türkçe’nin kullanımı da yaygınlaşmaktadır. Buna karşılık meslek öğrenme, meraklarını gidermek için düşünsel ve sanatsal arayışlara girme, estetik değerleri anlamaya ve algılamaya çalışma, mevcut koşullarda boş zamanını bireysel duyu ve yeteneklerini geliştirmeye çalışma, geliştiren toplumsal katılımı nitelikli kılan faaliyetlerde bulunma, bu yönlü sosyal topluluklar oluşturma ya da katılma. Kafe, kahve, eğlence ve dinlence yerlerinin yozlaşma yeri değil de birer sosyo-kültürel bütünleşme zemini olarak kullanma eğilimi ve düzeyi maalesef gelişmemiştir. Bu gidişle de zorlanmanın yaşanacağı görülmektedir. Böylesi bir toplumda haliyle örgütlülük ve hak arayışı da yoktur. Sorunların sınıfsal ve toplumsal zeminde dile gelmesini sağlayacak bilinç de söz konusu değildir. Yaşanan savaş sürecinin canlı tanıkları olmaları ve ulusal duyguları taşımaları nedeniyle mevcut olan isyankar yapının yarattığı enerji ve dinamizm iyi bir zemine taşırılamadığından sönmeye yüz tutmaktadır. Yerine çetecilik, kabadayılık, dayatmacılık, hırsızlık, ahlaki yozlaşma, fuhuş, ve toplumsal paranoyaya dönüşen kompleksli bir değerler sistemi yeşermektedir.
Marjinal sektör faaliyetlerinde genç nüfusun yoğunluğu dikkat çekmektedir. Çalışan çocuk sayısı da oldukça yüksektir. Cins yönüyle bakıldığında kadının marjinal sektör alanında ekonomik faaliyet oldukça azdır. Bu da kadının çalışma yaşamına katılımda devam eden aşiret kültürüne takıldığını göstermektedir. Yine kent kültürü çerçevesinde çalışma yaşamına katılım düzeyini henüz yakalayamamıştır.
Emek yoğun üretim ve uzun dönemli çalışma gerektiren tekstil işçiliği Kürt emekçilerinin en yoğun olduğu alanlardan biridir. Yine küçük ölçekli bağımsız tekstil işletmelerinin de sahipleri Kürtlerdir. Bunlar neredeyse ailece bu işletmelerde çalışarak büyük firmalara mal üretirler. Emek yoğun çalışmakta ve hesaplandığında artıdeğerin tümünün orta ve küçük ölçekli kapitalist işletmelere kaptırıldığı sadece yaşam için gerekli emeğin getirisiyle yetinildiği görülecektir.
Tekstil işçilerinin, seyyar satıcıların, pazarlamacıların ortak bir özelliği de çalıştıkları kentte ailece bulunmalarıdır. Yani aileleriyle birlikte ya kirada ya da kendi evlerinde yaşarlar. Buna karşılık aylık çalışan inşaat işçilerinin bir bölümüyle mevsimlik çalışan tarım işçilerinin önemli bir bölümü göçebe ve geçici yerleşimlerle iş alanında barınırlar.
İnşaat işçileri köylerden veya Kürt kentlerinden metropole inşaat faaliyetlerinin yoğun olduğu kıyılara ve Türkiye dışına giderler. Eğitim düzeyi düşük, genellikle askerlikten hemen sonra evlenen büyük bir genç potansiyel vardır. Eş ve çocuklarını bırakarak birkaç ay geçimlik bir iş bulanlar çalışmaktadır.
Durumunu iyileştiren ve fırsatını yakalayanlar metropole taşınır ama bu fırsatı yakalayamayanlar iş süresince inşaatlarda barınmaktadırlar. Bu sektörde tamamıyla erkek çalışır. Götürü iş alma, taşeronluk bu sektörde yoğun bir uygulamadır. Hemen her emekçi anadilini bilir. Ulusal temelli bir bilince sahiptirler. Ancak sınıf duygusu ve bu zeminde örgütlenme gereği pek hissedilmiyor. Bir dönem örgütlenen ve çalışmalarını sürdüren İnşaat Çalışanları Derneği ilgisizlikten dolayı kapanmak zorunda kaldı. Gerçi sadece ilgisizlikle açıklamak yeterli bir yanıt olmasa gerek. Çünkü bu derneği örgütleyip sürdürenlerin etkisiz kalması ve çalışma biçimi ve anlayışındaki yetersizliğin de büyük bir payı var.
Mevsimlik tarım işçileri her yıl aileler biçiminde; kadın-erkek, genç-yaşlı topluca Türkiye’nin tarımsal bölgelerine giderek çalışmaktadırlar. Özellikle hasat mevsiminde yoğunlaşan çalışma dönemlerinde kapitalist çiftçi ve elçilerin baskısına maruz kalınırken, son yıllarda Karadeniz başta olmak üzere resmi güçlerce birçok yöreye sokulmuyorlar. Bunda tarım emekçilerinin siyasallaşmasının büyük etkisi görülmektedir. Kırsal yaşam biçimi ve kültürü belirgindir. Okuma yazma oranı oldukça düşüktür. Çok çocuklu ve yoksul ailelerden meydana gelmektedir. Bu yüzden sağlık, sosyal güvenlik sorunları had safhadadır.
Bakkal, kahve, lokanta işleten büro hizmeti veren küçük sermayeli işletmelere sahip ve emekleriyle üretime katılan esnaf kesimi de emekçilerin grupuna dahil edilebilir. Bunlar zenginleşme ve büyüme eğilimindedirler.
Siyasal duruş itibariyle Kürt işçi ve emekçilerinin genel panoraması çizildiğinde ortaklaşan ve ayrışan noktalar görülmektedir. Yine örgütlülük anlamında derinleşmesi ve öz dinamikleriyle hareket noktaları geliştirilmesi için oldukça gayret gösterilmelidir. Bunun için de uygun zemin oluşmuştur.
1- Hemen her kesimde ulusal bilinç gelişmiştir.
2- Yeterli olmamakla birlikte kendi boyutunda katılımcılık gelişmiştir. Ki 1999 başındaki gelişmelerle birlikte bu alanda bir bilinç sıçramasından söz etmek mümkün.
3- Marjinal emekçiler, sanayi işçileri, emekçiler, esnaflar, tarım ve inşaat işçileri birbirlerinden kopukturlar. Birlikte hareket sağlayacak örgüt ve organizasyonlara daha gidilmemiştir.
4- Sınıf tavrı, ulusal tavrın etkisinde kalmıştır. Gerçekte Kürt özgürlük hareketi içinde iki yaklaşım bütünlüklüdür. Ama özgünlükleri de dile getirilebilir
5- Kürt işçi ve emekçisinin sınıfsal zeminin oturması için gelişim ve oluşum tarihinin yazılması önemlidir. Özellikle sendika emekçileri Kürt işçi ve emekçilerine ilişkin tecrübe ve deneyimlerini yazmalıdırlar. Doğu’daki Kürdistan eyaleti, Güney’deki soran ve Behdinan bölgesinde işçi ve emekçilerin durumu irdelenmelidir. Bütünleşme yolları aranmalıdır.
6- Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de işçi sınıfı ile Ortadoğu’daki diğer ülkelerin işçi ve emekçileriyle ve de örgütleriyle ilişkiler yeniden analiz edilmeli, ayrışan noktalar belirlenerek arınmalı, ortaklaşılan noktalar derinleştirilerek bütünleştirilmelidir
7- Avrupa merkezli manüplasyon ve etkilere karşı Ortadoğu merkezli Türk, Arap, Fars ve Kürt emekçilerinin buluşmasına ön hazırlık yönünde tartışmalar, konferans ve sempozyumlar düzenlenmeli, sınıfsal perspektifle egemen güçlere karşı ortak duruş yolları geliştirilmelidir.
Nisan 1999 Emekçiler






