Başta KCK ve Kongra-Gel’in üst düzey yöneticilerinden tutalım Kürt hareketinin değişik çevrelerinden duyduğum okuduğum veya öğrendiğim kadarıyla son ateşkesin de bir öncekiler gibi devlet tarafından boşa çıkarıldığını, ve pek bir kazanım getirmediği biçimindedir. Ancak ben bunun tam tersine inandığım için bu yazıyı kaleme almam gerektiğine karar verdim. Ateşkese giden süreç ve Ateşkes boyunca yaşanan önemli bazı süreçleri sıralamakta ve analiz etmekte fayda var.
1- Kürdistan, Türkiye, Irak ve Avrupa’da ilk kez bu kadar çok sayıda ve farklı ülkelere, kültürlere, inançlara ve düşünsel farklılıklara sahip olan aydın, yazar, çizer ve toplumsal süreçlerin öncüleri imza kampanyalarıyla, bildirilerle, toplantılarla taraflara ateşkes için çağrılarda bulunmuşlardır.
2- AB nezdinde Avrupa Birliği Parlamentosunda, Türkiye’de ve Irak’ta Kürt sorununa dair dar ve geniş katılımlı toplantı, seminer, konferans ve forumlar gerçekleşmiştir.
3- Türkiye’nin Başbakanı aydınlar nezdinde ve Diyarbakır’da Kürt sorununu kabul etmiş, her ne kadar sonradan tatmin edici bir devamlılık olmasada, bugün başta Genelkurmay Başkanı, CHP, MHP gibi muhafazakar parti liderleri dahil olmak üzere resmi sivil Türkiye’de herkes “Kürt ve Kürtler” kavramını kabullenmekte ve kullanmaktadır. Bu bağlamda hala var olan yasalar artık işlevsizdir.
4- Yine Kürtçe TV ve Radyo yayını ve Kürtçe eğitim konusunda sınırlı ve zorunlu adımlar atılmıştır, ki apayrı bir yazı ve analizin konusu olmakla birlikte belirtelim, bu süreci doğru değerlendiremeyen ve çerçeveyi genişleterek topluma yayamayan özde Kürt sivil toplumları olmuştur.
5- Aslında en önemli gelişme diplomasi alanında yaşanan gelişmelerde görülmüştür. Daha önce başta AB’nin oyalayıcı taktikleri ve ABD’nin dışlayıcı yaklaşımı belkide ilk kez bu kadar net bir biçimde fiili olarak Kürt Hareketini esas almıştır, muhatab görmüştür. Dolayısıyla “Terör” tanımlaması yasal zeminde halen durmakla birlikte, gerçekte işlevsiz bir biçimde askıda kalmıştır.
AB’nin tutumu yeni yöntemleri kullanmayı gerektirmektedir.
AB’nin tutumunu irdelediğimizde her ne kadar Kürt Hareketini dışlayıcı bir tututm sergilese, Kıbrıs Sorunu ve Türkiye ile ilişkiler nedeniyle ikinci planda tutsada ve hatta Kürt hareketinin bağlantılarına Fransa, Almanya ve Hollanda örneğinde görüldüğü üzere baskılar yapsa da, belediyelere yaklaşım, Avrupa’da Roj TV ve basın kuruluşları için Türkiye’nin taleplerinin reddedilmesi, yine Türkiye’nin istediği Kürt siyasetçilerinin Türkiye’ye verilmemesi, kürtlerin yürüttüğü sivil toplum örgütleri ve siyasal organizasyonlarla diyalog geliştirmesi Kürtler için sivil siyasetin önünü açma eğilimi olarak okunabilir. Bilinmelidir ki böylesi bir sürecin son Halkası doğrudan KCK ile gerçekleşebilir ki, bunun zemini de giderek oluşmaktadır. Dolayısıyla bu süreci fırsat olarak görmek buna göre yeni kurumsal mekanizmaları bu coğrafya da geliştirmek ve süreci somutlaştırmak önem arz eder.
Koordinatörlüğün iflası Türk diplomisisinin tükenişidir
En somut gelişme ise Koordinatörlük müesessesiyle direkt ABD’den geldi. bu kurum sayesinde Güney Kürtleri, ABD, Türkiye doğrudan KCK ile yaşanan sürecin muhatabı oldular. Yine, AB, Irak ve Kürt siyasetinde negatif rol üstlenen ve bu yönüyle Araplar üzerinde etkisi olan Mısır da dolaylı yoldan sürece dahil oldular. Türkiye hariç tüm muhatabların talebi Kürt sorununun çözümünde siyasal yolların önünün açılması, hukuksal ve yasal mekanizmaların işletilmesi ve askeri çözüm dışı yöntemlerin geliştirilmesi biçiminde oldu. Ancak özellikle Genelkurmayın istemiyle atanan emekli bir general eliyle dayatılan askeri seçenek oldu. Dolayısıyla şu an Koordinatörlüğün işlevini yitirmesi Türkiye’nin diplomatik yenilgisinin bir resmi ifadesidir. Çünkü sürece dair Türkiye hariç tüm taraflar yani ABD, Irak Hükümeti, Kürdistan Hükümeti, AB ülkeleri ve de KCK tüm sorumululuklarını yerine getirmiş ve ateşkes için belirlenen şartlara uymuşlardır. Ancak bunu Türkiye rededdiği için boşa çıkmış gibi görünmektedir. Sanırım KCK yetkilileri ve Kürt siyasi aktörleri buna vurgu yapmaktadırlar ve bundan dolayı Ateşkeslerin işlevsiz olduğuna bu sonuncusunun da onlara benzediğine inanmaktadırlar. Oysa diplomasi dilinde bu hiç de böyle değildir. Güvenilirlik, birlikte hareket edebilme yeteneği, şartlara uyum sağlama, esneklik ve karşı tarafın hassasiyetlerine de duyarlılık bir sonraki hamle için önemlidir. Ki bunlar dikkate alındığında Kürt hareketi tam bir güvenirlik ortamı yaratmış muhatablarına verdiği tahhütlerini yerine getirmiştir ki, siyasi aktivitenin haliyle siyasileşmenin özü de budur. Ve artık KCK ve Kongra Gel siyasetin merkezindedir.
Genelkurmay Yalnızlaşıyor
Ankara’da gerçekleşen Konferans, MİT’in daha önce resmi görüşten farklı değerlendirmeler yapması, zikzaklı ve istikrarsız olmakla birlikte hükümetin de askeri çözüme bel bağlamaması, süreçte ısrar eden Genelkurmay merkezli askeri ve sivil bürokrasiyi dünya genelinde yalnızlaştırmıştır. İzole etmiştir. Bundan dolayı son dönemlerde hem dış siyasete el atmakla, hem muhtıralar yayınlamakla, hem mitingler organize etmekle her tarafa müdahale etmeye çalışmakla Genelkurmay ve ilgili birimleri, kaybettiği gücü bir biçimiyle yeniden elde etmeye çalışmaktadır. Ancak son günlerde yaşanan çatışmalarda HPG karşısında adeta şamar oğlanına dönüşen ve acz içine düşen asker artık başta ölen asker ailelerinden, basın mensuplarına kadar birçok kesimin açık ve yüksek sesle dillendirilen eleştirisine de muhatab olmaktadır.Bu gelişmeler Askeri ve tahakküm alanını zorladığı için provakasyon yapmasına da zemin doğurmaktadır. Komplolar, darbe girişimleri, faili meçhuller hatta seçimi yaptırmama vb girişimlerle kaos yaratabilir.
Kürt Hareketi elde ettiği Diplomatik avantajı iyi kullanmalı
Bu noktada HPG’nin gücünü kontorllü kullanması, provake olmaması hele hele sivil alanlara yönelip zaafiyete yer vermemesi büyük önem arz etmektedir. Yine KCK’nin siyasi argümanları daha da geliştirerek ABD, AB, Arap Dünyası, BM hatta NATO nezdinde somut projeler üretmesi şarttır. Çünkü gerek bu kesimler bağlamında olsun gerekse Türkiye’deki duyarlı kamuoyunun istemleri bağlamında olsun henüz çok güçlü çözüme dayalı siyasi önermeler, tartışmayı gerektirecek kültürel, ekonomik, hukuksal ve yasal talepler paketi doyurucu bir biçimde kamuoyuna yansımamıştır. Umud ediyorum ki son Kongrede bu alanlara yönelik yeni organizasyonların çalışmalarında bu beklentilere bir nebze cevap olunabilir. Dikkat etmek gerekir ki, diplomatik alanda Kürt Hareketinin lehine dönen, ama henüz kurumsal zemine oturmayan uluslararası siyasetin trendinin yarattığı sorumluluk yaşanan mücadele sürecinin başarısı için büyük önem arz etmektedir.






