Siyaseti yürüten aktörler kısa orta ve uzun vadeli hedeflerini belirlerken dayanaklarına çok büyük bir önem atfetmektedirler. Stratejik hedeflerine ulaşmak için taktiksel uygulamalarını yürütecek kadro, toplumsal taban ve aktif kitlenin beceri ve yapabilme kapasitesi çok büyük bir önem arz etmektedir.
Siyaset için toplumsal tabanın tüm özelliklerinden ziyade siyasi süreci takip eden ve destekleyen aktif kitle ve ona öncülük eden kadronun tespit, tanım, planlama ve eylemi hayati değerdedir.
Herhangi bir siyasi sorun bağlamında yürütülen tartışmalara bakılırken, taraf ve karşı tarafın hamleleri kullandıkları argümanların niteliği aktif kitlede cevabını bulur. Bir nevi aktif kitleyi etkileyen, onun istemine uygun önermeler geliştirebilen ve bundan hareketle oluşan sinerjiyi toplumun diğer kesimlerine de yayabilen siyasi güç her zaman belirleyici olmaktadır.
Bu anlamda Kürt siyasetini yürüten aktörlerin Kürtlerin taleplerine yön vermede ve hem geçen zaman bağlamında hem kitlesel taban oluşturma bağlamında çok belirleyici oldukları kaçınılımaz bir gerçekliktir.
Sıkça manüpilasyon yapmak ve yanıltmak amacıyla hükümet ve devlet yetkilileri eliyle birçok farklı argümanlar kullanılmaktadır. Örneğin DTP’nin aldığı oy itibariyle Kürtlerin siyasi temsilcisi olmadığı, PKK’nin tehdit ve zor kullanarak ayakta durduğu, buna karşılık hem milletvekili, hem belediye yönetimi itibariyle AKP’nin daha büyük bir sayıya sahip olduğu belirtilmektedir. Ayrıca spekülatif amaçla Kürtlerin sayısı bazen 10-12 bazen 18-20 milyon arasında gösterilmekte ve bunların çoğunluğunun Kürt hareketinin arkasında olmadığı ileri edilmektedir.
Peki kendi içinde tutarlı gibi görülen bu iddiaların yaşamda yer bulması ve doğru olarak kabul edilmesi mümkün mü?
Bu ancak test edilebilir. Şöyleki ; Başbakanın iddia ettiği gibi, eğer milletvekili ve belediye seçimlerinde AKP çoğunluk ise, ki öyledir, ama o zaman belirleyici olması beklenir. Yine iddia edildiği gibi eğer Kürt toplumunun büyük bölümü devletin siyasi aktörlerinin yanında ise, öyleyse planlamalarını rahatlıkla uygulayabilmelerini beklemek gerek. Daha abartılı bir örnek verelim. Kürtlerden oluşturdukları 60 bine varan Korucu sayısıyla büyük bir Kürt militer gücüne de sahipler.
Bütün bunlara rağmen sayılara boğarak görmezden gelmeye çalıştıkları Kürt Siyasi aktörlerinin söylem ve uygulamalarına tabii kaldıkları da bir gerçek. Ya da yıllar yılı bu sorunu çözemiyorlar. Peki bu nasıl olur?
Öyleyse yukardaki önerme tutarlı olmakla birlikte yanlışlanmaktadır. Öyleyse Kürt sorununu temel alan aktörler bu cephede yok. Daha da önemlisi yukarıda değinildiği gibi, siyasette belirleyici olan aktörlere hamle yapma ve uygulama imkanı sunan aktif kitle bunların yanında değil.
Aşiretler, tarikatlar, büyük aileler gibi toplumal kesimler yine bürokratlar, memurlar, işçiler, esnaflar gibi bireysel pozisyonlarını koruma peşinde olan kategoriler. Korucular, itirafçılar, istihbaratçılar gibi doğrudan kontrol altında olan birimler, sistem içinde mevcudiyetlerini ve çıkarlarını kollama ihtiyacı duymaktadırlar.
Dolayısıyla AKP ve devletten yana yer aldığı ileri sürülen bu toplumsal kesimin düzen içinde aldığı pozisyonun Kürt sorunuyla ilgili bir yanı yok. Üstelik aktif olmak, öne çıkmak ve yön vermek niyetleri de olmaz. Çünkü eldeki çıkar ve pozisyonun tümünü kaybetme riski mevcut. Olsa olsa yaşanan örneklerde olduğu gibi talimat üzeri demeçler ve amirin emri gereği birtakım adımlarla yetinirler.
Daha da ötesi, mevcut riskler ortadan kalksa, rahat ve güvenli bir ortamda doğrudan Kürt sorunu esas alınarak bu kitlesel tabana gidilse, irade beyanının bugünkü Kürt siyasetinin aktörlerinden yana olacağı ihtimali daha yüksektir. Özellikle aşiret, tarikat ve büyük aileler Kürt ve Kürdistan gerçeğini çok iyi bilmektedirler. Tarihlerinde birçok tanıklıkları, katılımları ve etkileri sözkonudur.
Bugün ki duruşları ayrı bir çalışmanın konusu olmakla birlikte, başlıklar halinde belirtilirse, aile çıkarlarını koruma, ekonomik ve siyasal pozisyon elde etme, güçlerin davranışlarına göre yön belirleme niyetlerine dayanmaktadır. Ayrıca modernitenin çözümleyici, parçalayıcı etkisi ve bunun Kürt siyasetinde önem arzetmesi de onları muhafazakar kalmaya ve sistem içinde kendini koruma pozisyonuna itmektedir.
Bir sonraki yazıda Kürt sorununa yön veren kitlesel yapının özelliklerine değineceğim.






