2003 yılında ABD'nin Irak'a saldırması esnasında en büyük partnerlerinden biri de Güney Kürtleriydi. Nihayetinde oluşan yeni yönetimde Cumhurbaşkanlığı, dışişleri bakanlığı, askeri komuta kademesi ve daha birçok önemli görev Kürtlere verildi.
Bu dönem eğer Kürtler biraz emperyal, biraz sömürgeci duygulara sahip olsalardı. Henüz birbiriyle çatışmalı olan Sünni ve Şii guruplar üzerinde tam bir tahakküm kurabilir, bu bağlamda belki ABD, Ingiltere, Israil ve batı ittifakının daha büyük beğenisini kazanabilecekleri gibi güçlerine güç de katabilirlerdi.
Ancak olmadı. Yöneticilerimizin akıllarından hiç geçmedi bile. çünkü tarihimizde böyle bir kültürümüz, anlayışımız ve yönetim aygıtlarımız hiç olmadı. Hep savunmada kaldık. Erk sahibi yöneticilerimiz hep gelen güçlerle ittifakı seçtiler. Birlikte yaşamayı esas aldılar.
Tarih penceresinden bakarsak Selahaddin Eyubi en bariz örnekti. Kudüse girebilir, dağıtabilir, hıristiyanları kılıçtan geçirebilirdi. Yine Arapları sömürebilir, kilit noktalarda, bürokraside, askeri yönetimde, idari mekanizmalarının tümünde kürtleri yerleştirebilir, hükmünü daha emperyal daha merkezi bir biçimde sürdürebilirdi.
Ama yapmadı. Barışçı davrandı. Dinler arası, etnisiteler arası barış ve adaleti destekledi. örgütledi.
Bilinen hikayeler devam etti, Selçuklunun Anadoyula girmesinde, farslılarla birlikte yönetim ve bürokratik aygıtların oturtulmasında rol aldılar. İdrisi Bitlisi ve ittifakı aşiretler eliyle Osmanlılar tüm islam aleminde hüküm sürdüler.
tabi her zaman olduğu gibi yine kaybetmeyle karşı karşıya kalan bizler olduk.
geçmişi irdelemeye gerek yok. Hadi emperyal eğilimleri bir yana bırakalım. Yakın dönemde yani 2003'te doğan bağımsızlık fırsatı vardı. Bütün dünya Irak'ın üçe parçalanmasına hazırdı.
Bu dönemde liderlerimiz fevkalade böyle bir karar alabilir, Kerkük ve Musul'u da ele geçirebilirdi. Ne başına çuval geçirilmiş Türkiye birşey yapabilirdi. Ne birbirine düşmüş Şiiler ve Sünniler, ne de diğer Arap devletleri. ama bu fırsat değerlendirilmedi.
Şimdi baas yeniden örgütleniyor. Musul unutulmakta, Kerkük belirsiz. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır yanı sıra Arap Alemi, Birleşmiş Milletler, ABD zorluklar çıkarmakta. Bırakın bağımsızlığı mevcut federal sistemin gücünü korumak bile tehlikede. Çünkü Mevcut Irak hükümeti ve destekçileri merkezi yönetimi güçlendirme ve federal sistemin gücünü budama derdindeler. Yani verdiğimiz onca bedeli görmezden gelmekte, irademizi hiçe saymakta, bizi bir teferruat olarak görmekteler.
Kuzeyde de tehlike büyük. Çıta düşürüldükçe düşürüldü. Olay program, projeden ziyade muhatabiyet seviyesine düşürüldü. Açılım dendi, ip uçları verildi ama daha çok kırmızı çizgiler öne çıktı. ki verilecekler arasında iradi olarak bizi kabul eden hiç bir tanım, yaklaşım yok.
varlığımızın kabulu ateşimizin düşürlmesi, direncimizin kırılması için kullanıldı. bu yaz mevsimini bile kaybettik aslında. Eğer şu ateşkesler olmasaydı. birkaç yıldır tutunamayan askeriyenin bu yılki hali nice olurdu. Oysa bu yıl çatışmasız geçti ve onlar bunu bu açılım söylemiyle geçiştirerek nefes aldılar.
birde operasyonlar düzenleyerek moral düzeltmeye çalıştılar. ama gerçekte ise hiç bir adım yok.
elbet birşey veriliyor o kadar da kör değiliz: Bir dilim ekmek, bir yudum su veriliyor. ölmemiz engelleniyor. ondan sonra habire dayak yiyoruz. tam öldük öleceğiz. bizi gömüp dayaktan vazgeçmelerini beklersen. yine bir bir kırıntı ekmek ve bir damla su. kurtuluş olan ölüme gecikiyoruz.
dayak ve şiddet.
bize yapılan bu.
Son bir takatimiz var. son bir çırpınış belki ölümü yıkabilir. belki zorbayı parçalayabilir.
son bir hamle






