Breaking News:
Wan’da sefaletin sefaleti -Ehmed Pelda - Thursday, 01 December 2011 22:57
27 Yıl Sonra Tekrar Van-4-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 29 November 2011 17:20
27 Yıl Sonra Tekrar Van-3-A.Haydar Gürbüz - Monday, 28 November 2011 16:32
27 Yıl Sonra Tekrar Van-2-A.Haydar Gürbüz - Saturday, 26 November 2011 21:07
27 Yıl Sonra Tekrar Van-1-A.Haydar Gürbüz - Friday, 25 November 2011 18:17
Techno-Ecology: Ekonomi ve politikanın gerçek sahnesi - Wednesday, 23 November 2011 23:12
Bir tutsaktan mektup var - Wednesday, 23 November 2011 22:38
Güç mücadelesinin yeni kutsal kitabı-Ehmed Pelda - Sunday, 13 November 2011 15:11
Birde Bana Kulak Veriniz-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 25 October 2011 07:45
zel dağının rüzgarı - Friday, 21 October 2011 16:29
Barış İçin Savaşmak - Tuesday, 11 October 2011 07:17
İkiyüzlülük abidesi - Sıtkı Güngör - Tuesday, 11 October 2011 07:14
Sancı-Ehmed Pelda - Tuesday, 11 October 2011 07:09

Sosyoloji ve özgürlük arayışı Faruk Kara/Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi

Sosyoloji, toplum yaşamını, insan grupları ile toplumların yapısal dokusunun bilimsel incelemesidir. Sosyoloji insan oğlunun nasıl bu hale geldiğini, insanların hareket, davranış ve yaklaşımlarının neden böyle olduğunu ortaya koymak ister. Toplumsal sistemin nasıl oluştuğunu ve bu sistemin işleyiş dinamiklerinin, sorunlarının neden olduğunu sosyolojik bir bakış ve düşünce ile anlayabiliriz. İnsan toplumdan ayrı ele alınamayacağı gibi toplum da doğadan kopuk ele alınmaz. O zaman sosyolojinin toplumu ve doğayı birlikte ele alması gerekir.

 

Sosyoloji ilk defa bir bilim olarak ele alan ve terimini ortaya atan Aguste Comte’tur. 18.yy’dan önce formülleştirilmiş bir sosyoloji bilimi yoktu. Toplumsal ve doğasal olay-olgular inançsal ve felsefik düşünce tarzıyla ele alınıp hakikat belirginleştirilmeye çalışıyordu. Her ne kadar toplumsal tarihin başından 18. yy’a kadar toplum teorileri geliştirenler, geliştirmeye çalışanlar olmuşsa da bu çabalar sosyoloji biliminin ilkeleriyle bir bütünlüğe kavuşturulamamıştır. A. Comte kendi döneminde yaşanan toplumsal kaos ve karmaşalardan yola çıkarak mekanik fizikten ve doğa bilimlerinden hareketle toplumu da doğa kanunlarında olduğu gibi sosyal olgusunda değişmez kanunların olduğu sonucuna varmıştır. Olgusal verilerden hareketle olayları analiz etme Comte’u pozitivist ve pozitivizmin babası haline getirmiştir. Fransa’daki toplumsal altüst oluş ve Batı’daki sanayi devrimi toplumsal sistemde köklü değişim ve sıçramalar yaratır. Geçmişin iktisadi ve düşünsel sistemindeki çöküşler, yeni düşünce ve bakış açıları zincirlerinden kurtulmuş gibi hızla gelişip serpilmiştir. Her alanda olduğu gibi sosyoloji alanında da kuramlar ve akımlar ortaya çıkmıştır. İlk dönemindeki determinist bakış açısı giderek esnemiş ve düşünsel bir çeşitlilik kazanmıştır. Bu düşünsel çeşitlilik, sosyoloji bilimini esasları üzerine oturtmaya yönlendirmiştir. Pozitivist ve zorunlu kesinlikten kurtulan sosyolojik düşünce toplumsal olayları daha kolay keşfedip bir araya getirme olanağını bulmuştur.

Sosyoloji teriminin tarihi

Toplumsal yapı bir dağ ve orman gibi ele alınamaz. İnsan toplumu her zaman bir yapılaşma içerisindedir. Sosyoloji, insanın kendi yaşam ve davranışları hakkında kendisiyle uğraşma gibi zor ve karmaşık bir disiplindir aynı zamanda. Bu zor ve karmaşık yapılaşmanın anlaşılması için kuramsal yaklaşımlar ortaya çıkarılmıştır. Kuramlar çeşitlilik gösteren deneysel durumları açıklamakta kullanılabilecek olan soyut yorumların oluşturulmasını içermektedir. 19. yy’ın kuramcı düşünürleri insan doğasını anlama anlayışı içerisine girmiştir. Toplum neden bu şekilde yapılanmıştır? Toplumlar neden ve nasıl değişirler, gibi sorulara cevap aramışlardır. 19. yy’da Comte ilk defa kurmak istediği alanı betimlemek için “sosyoloji” terimini ortaya atmıştır.

Copernik, Galileo ve Newton’un keşifleri sonucu ortaya çıkan pozitif aşama bilimsel tekniklerin toplumsal dünyaya uygulamasını beraberinde getirmiştir. Comte ise sosyolojiyi bütün diğer bilimlerin en önemli ve en karmaşık olarak son bilim olarak görüyor. İnanç ve doğmayı terk ederek yerine bilimsel bir temeli geçirecek bir insanlık dininin kurulmasını öneriyordu. Sosyolojiyi, bu dinin merkezine koyuyordu.

Sosyolojik kuramlar

Durkheim, Comte’un pozitivist yaklaşımını yetersiz görerek, sosyolojiyi geleneksel felsefe sorunlarını deneyici bir yolla ele alarak açıklığa kavuşturulabileceğini öngörüyordu. Kral Marx’ın düşünceleri Comte ve Durkheim’in düşünceleriyle örtüşmüyordu. Geliştirdiği tarihin materyalist yorumlarıyla, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi ve öngördüğü alternatif toplumsal sistemle sosyolojiye yeni bir boyut kazandırmıştır. M. Weber de her ne kadar Kral Marx’ı belli boyutlarda eleştirmişse de, Marx’ın düşüncelerinden derin şekilde etkilenmiştir. Marx’ın “Tarihin Materyalist” yorumunu reddetmiş ve sınıf savaşımını Marx’ın düşündüğünden daha az önemli görmüştür. Weber’e göre ekonomik etkenler önemlidir. Ama düşünce ve inançlar da toplumsal değişim üzerinde aynı şekilde etkiliydi. Bu tezi yazdığı “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” yapıtıyla protestan inancı, kültürel ve ahlaki değerlerinin kapitalizmin gelişmesinde temel rol oynadığını ileri sürmüştür. Bakış açısının önemli bir bileşeni de “ideal tip” düşüncesidir. Kapitalizmin gelişmesini, bilim ve bürokrasinin gelişimiyle büyük ölçüde bağlantılandırmaktadır. İlk kadın sosyologlardan Harriet Martincou ise toplumun bütün yönleri üzerinde yoğunlaşması yanında kadın sorununu önplana çıkararak, feminist bir bakış açısı kazandırmıştır.

İlk sosyologlar toplumsal dünyanın incelenmesinde genel olarak toplumun işleyişi ile toplumsal değişmenin doğasını böyle açıklamaya çalışırken aynı zamanda kuramsal bir bakış açısına da dahil olmuştur. Sosyoloji disiplini, parçaların birbirleriyle ve bir bütün olarak toplumla olan ilişkilerini incelemektedir. Çatışmacı bakış açısı, toplumdaki bölünmeleri öne çıkararak güç, eşitlik ve mücadele sorunları üzerinde yoğunlaşır. Bu bakış açısına göre toplumun her bireyi kendi çıkarlarını gözeten ayrı gruplardan oluşmuştur. Farklı çıkarların varlığı çatışma durumunu doğurur. Çatışma kuramcıları, toplumda da bu baskın ve dezavantaj grupları arasındaki gerilimleri inceler ve kontrol ilişkilerinin nasıl kurulduğu ile nasıl sürdürüldüğünü anlamaya çalışır.

Özgürlük sosyolojisi

A. Comte, Durkheim, K. Marx ve Weber gibi düşünürler Fransız devrimi ve sanayi devriminin yarattığı toplumsal düşünce kırılması yarığından filizlenmiş ve yeni toplumsal düşünceleri inşaaya yönelmiştir. Bunların ardılları M. Foucault, J. Habermas, U. Beek, M. Castells, A. Giddens ve T. Adorno gibi düşünürler her biri kendi özgülünde modernist uygarlığı tanımlamaya çalışmışlardır. Adorno, “Yanlış hayat doğru yaşanmaz”; Boudrillared, iletişim çağının geçmişle olan ilişkimizi tahrip ettiğini, karışık ve boş bir dünya yarattığını söyleyerek “yaşamın TV içinde çözülmesi” tespitiyle toplumun beyinsel olarak esir alındığını; M. Foucault “büyük kapatılma” veya “özgürlük yitimi” tespitiyle, toplumsal esareti yüzyıl öncesinden ele almış; Weber “demir kafese kapatılma” şiklendi tanımlamış; Beek “risk toplumu”; Castells ve Habermas “otomat ekonomi” ile yarattığımız dünyayı artık bütünü ile denetleyemeyeceğimizi; ve son olarak A. Giddens “firari dünya” tespitiyle nasıl bir toplumsal özgürlük yitiminin yaşandığını çarpıcı bir şekilde görmüş oluyoruz. İşin ilginç yani günümüze kadar hemen hemen tüm sosyologların dikkat çektiği ve vurguladıkları “toplumun özgürlük sorunları” bir sosyoloji alanı olarak ele alınmamıştır. Yukarıda anlattığımız hususlar göz önünde bulundurulduğunda açıkça toplumun en temel sorunlarından birinin de “özgürlük olgusu” olduğu ve diğer sosyolojik olayların bu özgürlük sosyolojisi alanı üzerine analiz edilebileceği, öyle inşaa edilmesi gerektiği zorunluluk gibi görünüyor. Günümüze kadar sosyoloji biliminin kendi eksenine-mecrasına tam olarak oturmamasının nedeninin burada yatmakta olduğunu düşünmek yanlış olmaz.

İlk defa toplumun özgürlük sorununu “özgürlük sosyolojisi” yapıtıyla ele alan, bilge insan olmuştur. Toplumun özgürlük arayışı, toplumsal bir olgu ve yapıdır. Özgürlük olgusu, toplumun zemini ve eksenini ve toplumsal hareket etme edimini tayin ve temsil eder. Toplumun özgürlük sorunu sosyoloji bilimiyle ele alınıp yerli yerine oturtulmazsa sosyolojinin diğer tüm alanları eksik ve sakat kalacaktır. Bu gerçeği gören bilge insan, bu olguya ışık tutmuş ve sosyolojinin sadece tespitlerle sınırlı kalmaması, geleceğe dair saptamalarda bulunmasının gerekliliğini de vurgulamıştır.

Her ne kadar birçok sosyolog diğer alanlar içerisinde özgürlük olgusuna değinmiş olsa da ve Bilge İnsan bunu daha da ilerletip somut bir çerçeveye kazandırmışsa da halen bu olgu anlaşılmayı ve çözümlenmeyi beklemektedir. Tarihten günümüze kadar bir toplumsal olgu olarak toplumun özgürlük sorunu var olmuş ve halen anlaşılma önceliğini yakıcı bir şekilde korumaktadır. Daha başından beri bütün bilimlerin anası olarak yüceltilen sosyoloji, eğer özgürlük alanını ele alarak hak ettiği yere oturtamazsa bir ayağı sakat ve amacına ulaşmamış olarak kalacaktır. Yeni nesil sosyologların, özgürlük olgusuna ilişkin üstadların vasiyet niteliğindeki yarım kalmış vurgularına sahip çıkarak gerekli sonuca ulaştıracaklarına olan inancımı koruyorum.

Kaynak:Özgür Gündem

SmartNews.com