Haluk Gerger (Araştırmacı-yazar): Topyekün savaş ilan etti bu hükümet. Dalga dalga yayılıyor. Bu bir savaş. Savaşın cepheleri, muharebeleri bunlar. Hiçbir yer güvenli değil, her yer saldırı altında. Gözaltına alınanlar arasında tanıdıklarım var. Bunların gazeteci olduklarını biliyorum. Gazetecilik dışında hiçbir eylemlerinin olmadığını biliyorum. Bir ayrım yapmıyor. Resmi ideolojinin dışında kalan, Kürt halkının haklı meşru taleplerini savunan herkes bu büyük saldırının hedefi. Bütün mesele; sıra kime, ne zaman gelecek. Tablo bu. Bu hukuk dışı ve gayrımeşru tabloya direnmek, demokratik ve meşru bir davranış olur. Dolayısıyla her alandaki her boyuttaki insanların demokratik direniş hakkı doğmuş olur. Bu direnişi bir an önce örmek lazım.
BORATAV: MUHALEFETİ TASFİYE ÇABASI
Korkut Boratav (İktisatçı): Şu anda parlamento dışında ciddi muhalefet yapan bütün hareketler baskı altına alınarak tasfiye edilme çabaları ile yüz yüze kalmaktadır. Ana şablon şablon budur. Siyasi iktidar kendisine muhalefet yapan bütün akımları tek tek susturup tasfiye etme çabası içindedir. Bu gözaltıların da bununla bağlantılı olduğunu tahmin ediyorum.
KÜRKÇÜ: GENİŞ MÜCADELE ALANI YARATMAK GEREKİYOR
Ertuğrul Kürkçü (BDP Milletvekili): AKP'nin tek parti rejimini pekiştirmek için sosyal muhalefeti ve Kürt muhalefetine karşı yürüttüğü kapsamlı operasyonun bir anındayız. Bu operasyon aslında Kandil'den İstanbul'a kadar bütün Türkiye'yi kapsıyor ve sadece Kürt özgürlük mücadelesine ya da sadece silahlı mücadeleye değil barışçıl özgürlükçü sivil toplum hareketlerine, sendikal mücadeleye kadar, hukuk alanından medyaya belki bundan sonra spora ya da akademiye kadar her alanı kuşatacağı anlaşılıyor. Şimdi muhalif medya alanındayız. Burada uygulanan saldırı karşısında Türkiye'deki bütün demokratik ve sosyal muhalefet güçlerinin dayanışma içinde olduklarını görüyoruz. Mümkün mertepe geniş mücadele ve dayanışma alanı yaratmak gerekiyor. 90'larda Özgür Gündem'e karşı girişilen saldırılar şimdi daha geniş bir alanda belki yıkıcı araçlar kullanarak değil ama aynı sonucu yaratacak şekilde üretim araçlarına haberleşme araçlarına el koyarak şekilleniyor.
FİNCANCI: NEREYE KADAR GİDECEK?
Şebnem Korur Fincancı (TİHV Genel Başkanı): Sürekli bir liste var, sürekli gözaltı sayısı artıyor. Nereye kadar gidecek bilmiyorum, herhalde tüm muhalefeti cezaevlerine doldurana kadar gidecek bu iş. Maalesef Türkiye adına çok talihsiz bir dönemden geçiyoruz.
ÖNDER: KAYGILIYIM
Prof. İzzettin Önder (Ekonomist yazar): İnsanların söz söylediği için gözaltına alınması... Bu Türkiye'de demokrasiyi ihlal edici bir şekilde gelişiyor. Hakikaten üzücü bir şey. Bir an evvel bunun durması gerekiyor. Yaşananlar konusunda halkın bilgilendirilmesi gerekiyor. Bir ülkede fikirleri yüzünden insanlar gözaltına alınıyorsa bu çok ciddi bir şeydir. İleri demokrasiye geçeceğiz, yeni anayasa yapacağız denilen bir çağda insanların gözaltına alınması hem moral bozucu hem yanlış. Kaygılıyım. Bu kadar çok aydının, gazetecinin, yazarın cezaevinde olduğu tek ülke herhalde Türkiye'dir.
MANSUR: AYNI SENARYO
Lale Mansur (Oyuncu): Çok bildiğimiz bir şey. Aynı senaryoları daha kaç yıl oynayacağız, kaç yıl çekeceğiz aynı şeyleri? Çok üzüldüm.
ALPER: NEREYE KADAR GÖTÜREBİLİRLER?
Özcan Alper (Yönetmen): Herşey çok net açık aslında. Muhalif, kendileri gibi düşünmeyenleri susturmak istiyorlar. Hep aynı şey. Kafalarından uydurup yapıyorlar. Artış şöyle düşünüyorum; bu nereye kadar gidebilir? Daha nereye kadar götürebilirler? Bir şekilde bu baskının ters tepebileceğini düşünüyorum ve düşünmek istiyorum.
Nejat Yavaşoğulları (Sanatçı): Birçok konuda topluma baskın olduğunu biliyoruz. İleri demokrasi deniliyor ama 500'e yakın öğrenci tutuklu. Gazetecilere yapılan baskı ve tutuklamalarla dünya ülkeleri arasında ilk sıralara oturduk. Demek ki bu da yeni bir aşama olduğunu gösteriyor. Bunu şiddetle kınıyorum.
BİROL: BASKILAR HİÇBİR ZAMAN YILDIRMADI
İlknur Birol (Halkevleri Genel Başkanı): Klasik bir AKP operasyonu daha görmekteyiz. Belli ki, İçişleri Bakanı'nın bahsettiği koordinasyon içinde gerçekleşen ve basına yönelen bu tutumu kınıyorum. Bu operasyonel tutumlarla Türkiye toplumunun temel sorunlarına cevap üretmek mümkün değildir. Bunun tek ve biricik yolu, demokratik ve barışçıl bir çözüm için muhataplarıyla müzakere yapmaktır. Bu tutum aynı zamanda basın üzerinden bütün topluma verilen bir gözdağıdır. Bilinmelidir ki, eşitlik, özgürlük ve adalet arayışında olanlar, tarihin hiçbir döneminde baskılardan yılarak sessiz kalmadılar. Düşüncelerini, sözlerini, daha gür, daha yüksek söylemeye ve dayanışmalarını büyütmeye devam ettiler. Bizlerin de yapacağı budur. Biz bir an önce iktidarın elinde oyuncak haline gelen, bu operasyonel aracının bertaraf edilmesini, KCK adı altında yapılan, gazetecisinden akademisyenine seçilmiş siyasetçisinden parti yöneticilerine kadar, ilerleyen bu tutumdan vazgeçilmesini, Kürt siyasi hareketinin Kürt sorununun çözümünde muhatap olacak meşru temsilcileriyle ve demokratik kuvvetlerle sorunun çözümünün müzakere edilmesini, ülkeyi gerginliğe ve açık faşist bir sisteme götüren tutumlardan vazgeçilmesini istiyoruz.
Kaynak:ETHA
