Dersim'de Yoksulluk Yaşam Biçimimiz mi?- A.Haydar Gürbüz
- Category: ALİ HAYDAR GÜRBÜZ
Birşeyler anlatırken veya kendimizi tanımlarken, varlığımızı kendimizle normal hayatta ilişki içerisinde olmayan farklı kavramların kuşatıcı ve büyüleyici tasarımlarıyla donatmaya ve onlarla anlatmaya,açıklamaya çalışırız. Halbuki şöyle bir gerçekliğimize döndüğümüzde bu kavramların bizlere çoğu zaman uymadığını uyamayacağını anlayacağız. Bunun sonucudur ki kişi karşılacağı olası sorunlar karşısında kendi gerçekliğiyle başbaşa kalacak, içine gömüldüğü kişisel çıkar bilinci ile doğru sentez yapamadan sorunlarla sürekli iç içe kalarak işin içinden çıkılmaz bir durum yaşayacak, sorunu çözme yetisinden de uzaklaşmış olacak.
Doğduğum büyüdüğüm il Dersim’de gerek sanayi ve ekonomik alanında gerekse kültür dünyamızda elle tutulur hatırı sayılır bir yatırımın, yapıtın olmaması bile tek başına bu alanlarda ne kadar yoksul olduğumuzu belgeliyor.Toplantılarda burda şurda çok bilmişlikleriyle övünen çeşit çeşit tipler tanıdım onları can kulağıyla dinledim sonra farkettim ki dönüp dönüp aynı derenin etrafında dolaşıyor aynı pınarın suyundan dem vuruyorlar. Ortak yaşamımızın en belirgin sorunlarından biri olan yoksulluğun tınısından dem vurmuyorlar. Bu yoksulluk sadece ekonomik cephesinde yaşanan yoksulluk değil ortak dünyayla olan bağımızın diğer temel öğeleri olan sosyal,kültürel ve siyasal alanlarda da yaşanmakta olan yoksulluklardır. Siyasal alanda diyeceksiniz ki yoksul değiliz, hayır bu alanda da yoksuluz öyle olmasaydı coğrafyamızda büyük acıların yaşanmasına müsade etmezdik,neredeyse bir asırdır süren sosyalizm davasında bir yerlere dayanabilirdik, kürt sorununu bugüne bırakmazdık,alevi sorununu çoktan çözmüş olurduk , dinler arasındaki çelişkileri tam olmasada kısmen ortadan kaldırabilirdik, sürgün ve göçmen kitleler bu kadar çoğunluklu olmazdı, her seçim döneminde Kamer Genç’i meclise yollamazdık, bu ve buna benzer daha bir çok konuyu sıralayabilirim..
Yoksulluğu bir yaşam biçimi olarak mı kabul ediyoruz?
Son 30 yıldır dünyamız küreselleşmenin etkileri altındadır, dolayısıyla bundan toplumlarında etkilenmemeleri mümkün değildir hele sosyal ve ekonomik anlamda geri kalmış toplumlar daha çok etkileniyor ve değişime uğramaktan kaçınamıyorlar.Bu değişim kısmen olumlu olsada kültürler üzerinde önemli oranda olumsuz etki yaratmakta ve büyük orandada bizim gibi ekonomik ve sosyal anlamda geri kalmış bölgeleri daha çok etkisi altına almaktadır.Yoksulluğun her boyutuyla sarıp sarmaladığı bizim gibi geri kalmış toplumlarda bir çok sosyal olgunun değişime uğraması kimlik yapısınada etki etmiş ve bu anlamda beraberinde “kimlik kargaşası” gibi birçok soru ve sorun doğurmuştur.
Bölgemizde yıllardır süre gelen, özellikle 1970 lerin başında oldukça hızlı gelişen toplumumuzu büyük oranda etkisi altına alan sol düşünce 12 Eylül askeri cunta darbesi sonrası geriye doğru gitmiş SSCB’inin dağılmasından sonrada ideolojik anlamda bir bunalım yaşamıştır. Kürt Özgürlük hareketinin ortaya çıkmasıyla birlikte gelişen ulusal bilinç toplumumuzun her alanda yeniden bir yapılanma ihtiyacı içerisine girmesine vesile olmuştur. Alevi örgütleri,kürt kurumları vb. Daha bir çok sivil toplum kuruluşuda bu anlamda toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. Bu gelişmeler ve değişim sadece politik istemler çerçevesinde boy göstermiştir, diğer alanlarda yaşanan sorunlara özellikle bölgenin yoksulluk sorununa değinen ve bu anlamda çalışma yürüten bir proje veya kurum oluşmamıştır(bu alanda bir kaç çalışma olsada ya yetersiz kalmış yada işlememiştir). Yoksulluk bu bölgenin adeta ikiz kardeşi gibi olmuştur.Dersim’in yüksek kesimlerinde tarım alanları görmek neredeyse mümkün değil, orada yaşayan insanların kendi geçimlerini besledikleri bir kaç keçi veya koyunun sırtında kısmende ,yurtdışında varsa akrabaları, onlardan aldıkları yardımlarla yaptıkları biliniyor.
Dersim bölgesinde en çok yetişen tarım ürünü Buğday olmasına rağmen üretim miktarı ihtiyacın çok altındadır, hatta hayvancılıkla uğraşan şavaklıların saman ihtiyaçlarını farklı bölgelerde temin etmektedirler. Ayrıca bölgede Arpa, şekerpancarı, Soğan ve fasulye yetiştirilmektedir son yıllarda Pertek ve çevresinde bağcılık teşvik edilmektedir,bunların yanı sıra badem,ceviz,dut gibi meyvalar üretimde önemli bir yer tutmaktadır. Fakat bütün bu üretilenlere bölgenin ihtiyaçlarına cevap verememektedirler. Bilinçli ve planlı üretimden uzak ilkel yöntemlerle çalışmalar yapılmaktadır. Bölgemizin en önemli üretim arazileri ise Keban barajının altında kalmıştır.
Bir bölgenin yukarıda çok sınırlı sayılabilecek ve yetersiz üretimi sağlanan tarım ve hayvanclıkla ne kadar gelişim sağlayacağını artık sizler düşününüz. Devletin Dersim bölgesine elle tutulur bir yatırımının olmadığı görülmekle birlikte süt,yem ve halı üretimine yönelik 1970 lerde kurduğu tesislerde bir verim elde edilememiş istdihdama yol açmamış nihayetinde kapanmıştır. Dersim’de 10 dan fazla işçi çalıştıran kuruluşlar parmakla sayılıdır, genellikle aylıklı memurlar ve işçiler dışında önemli bir gelir kaynakları bulunmamaktadırlar.Düşüne biliyormusunuz ekonomisi ve sanayisi dibe vurmuş bir il ne devletin nede vatandaşın umurunda, herkes halinde memnun kahve köşelerinde çay içmekle okey oynamakla meşguller “Ne mutlu işsizim diyene”..
Dersim’de özellikle 1990’larla birlikte dışarıya çok yoğun bir göç olmuştur,sadece Avrupa ülkelerine gelen Dersimlilerin sayısı (kesin olmamakla birlikte)200 bin civarındadır. Türkiye metropollerine yayılan Dersimlilerin sayısıda bir okadardır. Bu nedenle Dersim’de boşaltılan köylere tekrar geri dönüş projeleri çerçevesinde çeşitli girişimler devlet tarafından yapılsada bu Dersim’de yaşanan yoksulluğa çare olmaktan uzak bir arayıştır. Bölge halkının topraklarına ve köylerine geri dönmeleri için orada mevcut yaşam koşullarının politik ve sosyal anlamda herşeyden önce düzelmesi şarttır, daha sonra ekonomik anlamda ciddi yatırımların yapılması gençler için meslek alanlarının inşa edilmesi önemlidir. Geleceği teminat altına alınmış bir Dersim’e geri dönüşler hızla mümkün olabilir.Yoksa kuru kuru geriye dönüş çağrıları hiçbir anlam ifade etmeyeceği gibi yaşamda bulmayacaktır.
Yoksulluğun bölgemiz üzerindeki etkilerini ve durumunu daha iyi anlayabilmemiz için iç ve dış etkilerede göz atmakla birlikte bunun yanısıra bölgemizde bugüne kadar süregelen devletin ,politik yapıların bu alanda yaptıkları(!) çalışmalara,vaatlerine ve ürettikleri projelere göz atmak gerekir.
Devlet Planlama Teşkilatı Tunceli de 1994 yılında kalkınmada öncelikli illere göre kullandırılan kredilerin içerisinde kamu ortaklığı fonunun kod, fen kaynaklı krediler kullanılmamıştır.K.K.D.F. kaynaklı krediler de (cari F milyar TL)içerinde değerlendirildiğinde Tunceli de gelir vergisi 89.527; kurumlar vergisi 82, değer gelirler ise, 27.300 toplam 116.909 milyar TL.dir.
Ancak 1995 yılında devletin Tunceli de yaptığı genel harcamaların tutarı 3 trilyon 454 milyar liradır. Bunun 2 trilyon 140 milyar lirası güvenlik güçlerine, 460 milyarı da Tunceli de devlet memurlarının maaşlarını oluşturur.
Görüldüğü gibi devlet geçmiş yıllarda olduğu gibi,günümüzde de Tunceli iline yeterince ekonomik yatırımlar yapamamaktadır.(Kaynak:Tunceli ORG sitesi)
Teşviklerdeki adaletsizlik İstatistilerde de Görülüyor
2002‑2006döneminin teşvikli yatırımlarının yüzde39’undan Marmara Bölgesi tek başına payalırken İçAnadolu Bölgesi’ninyüzde14,Ege Bölgesi’ninde yüzde12 pay aldığı görülmüştür.Buna karşılık aynı dönemde,nüfusun yüzde 18’inin yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’nun aldığı toplam pay yüzde 9’da kalmıştır. Ancak, bu toplamda da tipik bir Güneydoğu ili olmayan ve hesaplamalarda bölge ortalamasını yükselterek, analizleri etkisizleştiren G.Antep, tek başına yüzde 4,5pay almaktadır. Dolayısıyla, G.Antep’in payı ayrı tutulduğunda, 21 ili kapsayanDoğuveG.Doğu’nun, yatırımlarınancakyüzde 4,5’unu alabildiği görülmüştür.Kaynak:Hazine Müsteşarlığı verilerinden hesaplandı (G.Doğu’nun G.Antep Hariç payı,yüzde1,5’tur)
Yukarıdaki bilgilerden anlaşıldığı gibi devlet sadece kendi güvenlik birimlerine ve memurlarına para aktarmak dışında özellikle kürt bölgelerinde ve doğal olarakta Dersim’de başka herhangi bir yatırım gerçekleştirmemiştir,teşviklerde dahi büyük bir adaletsizlik ortaya sermiştir, yani bir başka deyişle devlet Dersim halkının ekonomik sıkıntılarını ve işsizliği giderme noktasında bir çaba içerisinde değildir. Devletin neden bu bölgeye yatırım yapmadığını sadece politik koşullara bağlamak doğru olmaz, Dersim halkının devlete bu yönlü kayda değer bir baskısıda olmadı, Siyaseten eleştiriler oluyor ama bunlar sonuçta yetersiz kalıyor söylemden öteye bir anlam ifade etmiyor. Bu sorunu biraz daha geniş anlamıyla bölgelere yayarsak görülürkü Dersim sanayi alanında en geri illerin başında gelecektir.
Ekonomisi dibe vurmuş üretimden yoksun bir halk siyasette ne kadar başarılı olabilir ki!
Dersim bölgesi 1970 den sonra çeşitli sol örgütlerin merkezi haline geldi. Sol düşünce Dersim’de sistem karşıtı mücadelerini sürdürürken Dersim’in ekonomik ve sosyal gelişimini ileriye götürecek adımlar atmada veya projeler üretmede yetersiz kaldılar, sisteminde bilinçli bir şekilde yatırım yapmadığı Dersim halkı bir başına kalmıştı, buda zamanla Dersim’in istihdam da diğer bölgelere göre geri kalmasına önemli bir etken olarak algılanabilir. Sisteme karşı mücadeleden çok toprak ağalarına karşı bir mücadele ve propaganda geliştiren sol örgütler “Devrim yakındır” söylemleriyle üretiminde düşmesine ve gerilemesine bu anlamda bir nevide olsa sebep olmuşlardı. Topluma umut aşılamaktan ziyade proje üretmek yaşama geçirmek güven ve kabul görme açısından önemlidir ayrıca savunulacak politik düşüncelerlede tutarlı bir tarz olur ki o zaman kitle hareketi olma yolunda büyük kazanımlar sağlanabilirdi, nitekim toplum bir çok alanda bireyleri ne yapıp yapmaması konusunda sınırlandırmış olsada toplumun isteklerini bilen ona göre eylem ve stratejilerini geliştiren örgüt veya bireyler toplum tarafından herzaman benimsenmiş kabul görmüştür. 1970 lerde bölgemizde faaliyet yürüten devrimci örgütler sadece iktidarı ve toprak ağalarını hedef aldıklarında gelinen noktada önemli ölçüde kan kaybetmiş taraf kaybetmiştir.Birde proje ve bölgenin sorunlarını dillendirmekten ziyade belkide hiç bölgemizde yaşam bulmayacak çok uzak arayışların teorisini yaparak hiçbirşey yapmamak işte bugün gelinen noktayı beraberinde getirmiştir. Bunun için çok geniş kavramlara ve verilere sığınmaya gerek yoktur bazende pratik sonuçlarla gelinen nokta görülebilir.
Dersim halkının bütün ilçeleriyle birlikte en çok göze batan tarafı heryerde her köşede bir kahvehanenin olması ve hepsininde dolu olmasıdır. Bu şu demektir; işsiz güçsüz bir toplum olmuşuz. Bu bile tek başına bu halkın artık gelinen aşamada ‘Asalak’ bir yaşama mahkum edildiğinin belirtisi hatta ispatı değil midir!.
Dünyanın diğer bölgelerindeki çalışma alanları kendiliğinden oluşmadı, çalışarak insanlar biryerlere geldiler, Avrupa ve Türkiye metropollerinde yaşamlarını sürdüren dersimliler günlük ihtiyaçlarını karşılamak için harıl harıl çalışmaktadırlar. Burada sormak gerekir: Neden Dersim’de oturanlar çalışma yerine büyük çoğunlukla kahveleri tercih etmektedirler? Dersim’deki yerel yönetimler proje üretmekten acizler mi? Neden devleti bu anlamıyla yatırımlara zorlamıyorlar? Sistemden kaynaklı siyaset bu bölgenin kaderini yoksulluğa mahkum ediyorsa dersimliler buna neden razı oluyorlar? Dersim’deki bu yoksulluk sadece sistemden mi kaynaklı? İnşaat sektörünün hızla geliştiği ev fiyatlarında rekabetin arttığı bir ilde başka alanlarda neden istihdam yaratılamıyor? Acaba Dersim sadece gidip gezilecek görülecek soğuk bir suyun yudumlanacağı festivallerin yapılacağı bir kent mi olacak? Bugün tarım alanlarının büyük çoğunluğu üretime kapalı haldedir,toprağı işletmek dersimliler için bu kadar zor mudur?
Geçen yaz köye gittiğimde gözüme bağ ve bostan tarlaları ilişti. Herşeyden önce bu kıraç toprakların bir bölümünün yeşile bürünmesi dahi beni mutlu etmişti. Pertek ilçemize bağlı Geçityaka köyünün Keban barajı kıyısındaki arazileri başka illerden gelip kiralayan ve son yıllarda burada kaliteli Karpuz üreten kesimleri örnek almakta yarar vardır, demek ki istenildiğinde üretimde bir verim sağlanabiliyormuş. Pertek’te geliştirilmeye çalışılan bağcılık içinde aynı şeyi söylemek mümkün.
Dersim’in dışında yaşayan dersimliler kendi akranlarına ekonomik yardım ve destek vermeseler belkide şu anda kahve köşelerinde vakitlerini geçirenlerin çoğu çalışma arayışı içerisinde olacaklar, bu çalışmayan potensiyel harekete geçirildiğinde Dersim çok hareketli bir coğrafya haline getirtilebilir, yoksa yılda bir yapılan Dersim Kültür festivalinde görünen o kalabalık ve coşku kültür anlamında bir şovun ötesine geçmemektedir.
Yaşadığımız bu yoksulluklar beraberinde ülkede hertürlü fırsattan istifade etme olanağımızıda yok ediyor, yani bir başka deyimle Fırsat eşitliğin
.jpg)
i hükümsüz kılmaktadır, toplumun tahribine çarpık düşüncelere ve ötekileşmelere yol açmaktadır. Herşeyiyle zengin bir coğrafyad
a yaşanılan bu yoksulluk emeği değersizleştiren bir kültür ortamıda yaratmaktadır. Yoksulluğun yaşandığı bölgelerde dış dünyayla olan bağlarda zayıflamakta ve birçok oluşumun gelişimin dışında bırakmaktadır. Dersim’in büyük bir nüfusu başka yerlerde yaşasada yaşadıkları bölgelerin olanaklarını ve orda öğrendiklerini Dersim’e taşımada başarısız kalmaktadırlar. Konut yapımı yoksulluğun giderilmesinde etkili bir yöntem olmaktan uzak kalmaktadır. Dersimde arsa satışlarındaki yüksek fiyatlar dikkat çekmekle birlikte yerel belediyelerin arsaları parselleyerek elden çıkarmalarıda bir başka acı gerçektir.
Bu yazıyı yazarken kendime bu konuda yeterli olmadığımı yeterli veriler sunamayacağımı soruyordum ama bu bölgenin gerçekleri bu şeklidede yazılabilir dedim ve izlenimlerimi bu şekilde aktardım, umarım bölgemizin temel sorunu olan yoksulluğa duyarlı bütün kurumlar el atar ve bu anlamda elle tutulur projeler sunulur. Dersimdeki bu yoksullaşmaya ve kötü gidişata değinmemek üstü kapalı bakmak bir başka deyişlede” körün karanlığı hiç görmemesi” gibi bir bakışla toplumun yozlaşmasına ötekileşmesine ve beraberinde bozulmasınada büyük bir etkendir. Son olarak Üniversitelere giriş sınavlarında son sırada yer alan Dersim’in geleceği endişe vericidir. Nerden Nereyeeee!!!!!!
Nıvisen Kurdi
SERXWEBUN
Ulusulara Bağımsızlık Halklara Serbestiyet Bireylere Özgürlük İçinde bulunduğumuz uygarlığın özellikleri kriter alındığında, Siyaset biliminin geçmiş tecrübeleri ve günümüz öngörüleri esas alındığında Her ulusun temsiliyeti bağımsızlıkla özdeştir. Bundan dolayı yeryüzündeki her ulus gibi Kürtlerin hakkı bağımsız bir devlettir. Ama hiçbir ulus hiç bir zaman saf bir ırka, tek bir ırkın yaşadığı bir coğrafyaya sahip değildir. Farklı uluslara ait guruplar, bireyler ve etnik birimler görülebilmektedir. Ayrıca her ulusun mensubu bireyler ve guruplar farklı dinsel, dilsel, kültürel farklılıklara, ayrı yaşam anlayışlarına sahip olabilirler. Kürdistan'da da Araplar, Farslar, Türkler başta olmak üzere kadim halklar, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Rumlar, Kafkasik halklar ve başka guruplar, etnik temsiliyetler mevcut. Bu halkların Kürdistan Coğrafyasında bütün haklarına sahip olmaları şarttır. bunların kendilerini ifadeleri önünde engel olacak hiçbir uygulama ve yasa kabul...














