Breaking News:
Wan’da sefaletin sefaleti -Ehmed Pelda - Thursday, 01 December 2011 22:57
27 Yıl Sonra Tekrar Van-4-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 29 November 2011 17:20
27 Yıl Sonra Tekrar Van-3-A.Haydar Gürbüz - Monday, 28 November 2011 16:32
27 Yıl Sonra Tekrar Van-2-A.Haydar Gürbüz - Saturday, 26 November 2011 21:07
27 Yıl Sonra Tekrar Van-1-A.Haydar Gürbüz - Friday, 25 November 2011 18:17
Techno-Ecology: Ekonomi ve politikanın gerçek sahnesi - Wednesday, 23 November 2011 23:12
Bir tutsaktan mektup var - Wednesday, 23 November 2011 22:38
Güç mücadelesinin yeni kutsal kitabı-Ehmed Pelda - Sunday, 13 November 2011 15:11
Birde Bana Kulak Veriniz-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 25 October 2011 07:45
zel dağının rüzgarı - Friday, 21 October 2011 16:29
Barış İçin Savaşmak - Tuesday, 11 October 2011 07:17
İkiyüzlülük abidesi - Sıtkı Güngör - Tuesday, 11 October 2011 07:14
Sancı-Ehmed Pelda - Tuesday, 11 October 2011 07:09

"Kürtlük Aidiyeti" Güçlendirilmeli

Yıllar önce yazdığım bir makalede de değinmiştim;”Emperyalizmin bir ülkeyi işgal etmeye hazırlanırken,bölgeye işgal öncesi kendi kültürünü yerli halka beğendirme, şeffaf ...

Kurulacak Kürt İslam Partisinin Hedefi Gerçekten AKP Oyları mı?

Sorunların üstesinde gelemeyen hükümetlerin aslında fikirden yoksun, fikir üretmekten uzak sürekli aynı siyaset ve politikalar üzerinde var olan sorunları çözmeye çalıştı...

Ne hakikati öldürün, nede itirafçı olun -Cahit Mervan

28 Şubat post-modern darbecilerin tutuklanması siyaset-medya dünyasında yeni hareketlenmelere yol açtı. Basın içinde ‘itiraf’ sesleri yükselmeye başladı. O dönem Radikal ...

toplumsal-doenuesuemuen-dsnda-kalmakToplumsal dönüşümün zaman aralığı oldukça daraldı. Daha önce on yıllar alan mekansal, bireysel ve toplumsal değişim...
silah-harcamalarYerküre üzerindeki silahlanma yarışı ve onun ülkelere maliyeti, Stockholm Uluslar arası Barış Araştırmaları Enstitüsü...
yunanistanda-kapituelasyon-mu-merkezi-abnin-insaas-mYunanistan’a yardım için hazırlanan son paket, verilen para miktarı ve ekonomik amaçlarından öte siyasal ve güç mücadeleler...
qkuertluek-aidiyetiq-gueclendirilmeliYıllar önce yazdığım bir makalede de değinmiştim;”Emperyalizmin bir ülkeyi işgal etmeye hazırlanırken,bölgeye işgal öncesi kendi kültürünü yerli halka beğendirme, şeffaf ve güzel göstermek için ünü...
kurulacak-kuert-islam-partisinin-hedefi-gercekten-akp-oylar-mSorunların üstesinde gelemeyen hükümetlerin aslında fikirden yoksun, fikir üretmekten uzak sürekli aynı siyaset ve politikalar üzerinde var olan sorunları çözmeye çalıştıkları, dün olduğu gibi bugünde bu...
ne-hakikati-oeldueruen-nede-itirafc-olun-cahit-mervan28 Şubat post-modern darbecilerin tutuklanması siyaset-medya dünyasında yeni hareketlenmelere yol açtı. Basın içinde ‘itiraf’ sesleri yükselmeye başladı. O dönem Radikal gazetesinin Ankara temsilcisi olan...
kuertlerermeniler-ve-tuerkler1Yakın tarihi az veya çok merak edenler 20.yüzyılın başlarında meydana gelen gelişmeleri okumuş  Kürt ve Ermenilerın çalışmalarından mutlaka haberdar olmuşlardır. Osmanlıların yıkılma aşamısında olduğu bu...
se-kec-dibin-xweliHewlêr (Rûdaw) – Di wê rojê de xelk ji mal derdiketin bo geştûguzarê, sê keçên biçûk dixwestin çav li xelkê bikin û ew jî...
konferansa-zimane-kurdi-li-amede-dest-pe-kir Îro dûwemîn rûniştina Konferansa Zimanê Kurdî li Amedê dest pê kir. Zimanzanê ji zanîngeha Seleheddînê Dr. Mahmud Osman...
parlamentoya-tirkiyeye-komkujiya-dersime-lekolin-dike Parlamentoya Tirkiyeyê, bi komîsyona daxwaznameyan ve girêdayî bi armanca vekolîna komkujiya Dêrsimê û bersivandina...
mem-u-zin-li-tirkiyeye-eleqeyeke-mezin-dibine Berhema navdar a fîlozof û zanyarê kurd Ehmedê Xanî li Tirkiyeyê rastî eleqeyeke mezin hat. Çapa yekem a pirtûka Mem û Zîn...
komeleyen-elewiyan-cun-gunde-roboskeAmed: Federasyonên Elewî Bektaşî çûn gundê Roboskî yê ku 34 welatî ji aliyê balafirên şer ve hatin qetilkirin. Di serdanê de...
ve-sermaye-di-kone-havine-de-dijin Piştî erdheja Wanê ji xemsariya dewletê heta niha 82 kon şewitin, 5 zarokan jiyana xwe ji dest da û 11 kes jî birîndar...
dayika-helime-li-benda-deste-alikariye-yeWan: Li Wanê piştî erdhejên mezin û zêde pêk hatin, jinên pîr ku zarokên wan koçî bajarên rojava kirin, niha li benda destê...
ji-cemigezeke-ta-los-angelese-ciroka-reva-keceke-ermeni-serdar-erogluNAVENDA NÛÇEYAN - Aurora Mardiganyan di dema Qirkirina Ermeniyan a sala 1915 de hîna keçikek biçûk a 14 salî bû. Pêşî...
li-wane-heta-niha-400-hezar-kesan-barkrnLi gor ragihandinên serokê odeya pîşesazîya Wanê Mîrza Nadiroglu, piştî erdheja Wanê heta niha nêzîkî 400 hezar kesan bajar...
-ehli-el-hak-mezhebinin-en-bueyuek-airi   Baba Tahîr’in düşünsel metodu, yaşam tecrübesinden ve kültürel kimliğinden bağımsız değildir. Kürt edebiyatının...
almanyada-bir-ezidi-kenti-celle Almanya'nın 70 bin nüfuslu kenti Celle'de yaşayan 10 bini aşkın Êzîdî Kürt, hem kültürlerini kaybetmemek hem de...
xanide-diyalektik-yaklam-ve-ztlarn-birlii  Kürt edebiyatında, felsefi düşünce açısından en etkileyici ve güçlü...

"Kürtlük Aidiyeti" Güçlendirilmeli

Yıllar önce yazdığım bir makalede de değinmiştim;”Emperyalizmin bir ülkeyi işgal etmeye hazırlanırken,bölgeye işgal öncesi kendi kültürünü yerli halka beğendirme, şeffaf ve güzel göstermek için ünü uluslararasına yayılmış,tanınmış popüler bir şahsiyet yollar, onu televizyon ve basınla renkli göstermeye çalışırlar böylece hem kendi yaşamlarını bölge halkına renkli gösterme hemde işgal hareketlerini bölge halkına kabul etirerek kendilerini haklı gösterirler” hatırlanacağı üzere aynı seneryoyu Suriye’ye müdahale içinde kullanmışlardı, orada gelecek göçmenlere veya mültecilere daha iyi bir hayat vaad ediyorlardı.

Emperyal güçler baskı altındaki yoksul halkların hayatlarını güzelleştirme ve boyundurluktan kurtarma gibi propaganda ve vaatler baskı altındaki yoksul halkların ilgisini çekmiyor değildi, aslında baskı altındaki halkların veya toplulukların kendilerini kurtaracak bir güce hemen yanaşacakları bilinen bir durumdur. Peki bu durumda dört parçaya ayrılmış Kürdistan’a böyle bir güç yardımcı olabilir mi?

Kürt halkı bu durumda nasıl hareket etmeli ne istemelidir?

Herşeyin açıktan açığa yürütüldüğü günümüz dünyasında Kürt sorunu karşısında çok derin politik analizlere girmeye gerek olmadan en son söylenecek olanın en başta herkes tarafından söylenmesi daha gerçekçi bir duruş olacaktır.Şayet Kürtler yüzyıllardır bağlı bulundukları efendilerine hizmet ederken mutlu olsalardı bugüne kadar tek bir başkaldırı veya çatışma yaşanmazdı, halbuki günümüze kadar Kürtlerin yaptığı başkaldırıların haddi hesabı yoktur. Demek ki Kürtler tarihsel süreç içerisinde birlikte yaşadıkları hiçbir iktidarla memnun olmamıştır.mesele siyasal taleplere ve istemlere gelince bütün iktidarlar veya efendiler kürtlerin bu taleplerine yasaklarla,baskı, tutuklama ve katletmelerle cevap vermiştir. O zaman geriye en son söylenmesi gerekenin en başta söylenmesi zarureti ile kürtler bağımsız bir devlet olmadan asla ve hiçbir zaman tam olarak haklarına sahip olamayacaklardır.Bunun için bir başka devletin yardımına gerek duymadan kendi güçlerini ve iradelerini birleştirmeleri yeterli olacaktır.

Peki bunun için Kürtler neler yapıyor?

Kürt sorunun çözümü noktasında 2012 yılının ortalarına gelindiği bir dönemde dahi tüm bölgelerin Kürtleri henüz gerçek anlamda doğru bir strateji belirleme noktasında yanyana gelmiş değiller, kimileri Suriye’nin bölünmesi halinde muhtemel bir statü kimiside Irak’ın bölünmesi halinde bağımsız bir Kürdistan beklentisi içerisinde kendilerine düşecek payı beklemektedirler, kimiside bütün baskılara, yasaklara ve tutuklamalara karşın hala birlikte bir yaşamın peşinde, oysa tüm bu beklentiler gerçek anlamda Kürt sorununa çözüm getirmeyecektir, bölge devletleri kolay kolay buna onay vermeyeceklerdir ayrıca - ki belkide en büyük sıkıntı burada- Kürdistan’ın dört parçasında da Kürt olma aidiyeti tam olarak bütünsellik içermiyor. Her bölgenin Kürdü kendisini farklı hissediyor kimisinde biraz araplaşma, kimisinde türkleşme sözkonusudur, gerçek anlamda bir Kürt portresi ve aidiyeti yaratma noktasında çalışmalar günümüze kadar yetersiz kalmış veya hiç yapılmamıştır.

Yeryüzündeki savaşların, devrimlerin, reformların yeni yasaların ve değişimlerin insanların içindeki “aidiyet” duygularını yok edemedikleri herhangi bir değişikliğe uğratamadıkları söylenebilir fakat bu durum özellikle Türkiye’de yaşamakta olan Kürt Alevileri için aynı değildir, “biz Aleviyiz Kürt değiliz” tanımlamasıda tamda buna örnektir, kendilerini Kürt olmanın ötesinde türkleşmiş gördüklerinde bunu söylemektedirler. Kürtlük aidiyetleri zayıflamış bir toplum yaratılmıştır bunlarda da değişim ve dönüşüm erken olur kanısındayım.

Bugün Avrupa ülkelerinde yaşamakta olan her milliyette göçmen, yıllar geçmesine rahmen hala kendilerini bir Alman gibi,Fransız gibi hissetmiyorlar,günlük ve yaşamsal çıkarları gereği göstermelik bazı durumlar olsada özlerinde geldikleri ülkelerin kültürleri ve aidiyetleri hakimdir. Kendi ülkelerinde yaşanan gelişmelere karşı daha duyarlı ve içseldirler.Her göçmenin evinde mutlaka öncelikli olarak kendi anadillerindeki tv kanallarının sesleri yükselir, Yunalının evinde yunanca,türkün evinde türkçe, arabın evinde arapça konuşulur.Kürtlerde ise bu durum böyle değil, bizde ise, ilk önce bizi ezen ulusun televizyonlarında çıkan sesler dinlenilir, kürtçe konuşma ve kanallar tali plandadır, hatta hiç dinlenilmiyor diyebilirim, siyaset dilimiz çok keskin konuşur farklı söylenir, “kültürümüze ve dilimize sahip çıkalım” der,tüm bu sözler ve istemler dilimizin bir parçası olmuş ama pratikte buna uyan kim? En alt birimden tutunda en üst birime kadar ezen ulusun diline olan bağımlılıktan kendimizi kurtaramıyor veya birşekilde kurtulma çabası içerinde olamıyoruz. Buda biz Kürtlerin en acı gerçekliğidir. Daha dün izlediğim bir tv proğramında sunucu kaç kişiye kürtçe kendinizi anlatın dediğinde kimse kürtçe konuşmaya cesaret edemedi,edemedi çünkü kendilerini kürtçe ifade edemiyorlardı anadillerini bilmiyorlardı ve en acısıda öğrenme gayreti dahi göstermemişlerdi.

Siyaset dilimiz neden hep özgürlükten, kardeşlikten, eşitlikten dem vurur durur?

Gelelim meselenin çok daha farkındalık olması gereken durumuna; Kürt halkının tıpkı dünyadaki diğer halklar gibi kendi başına bir halk olduğu gerçeği tartışma götürmez bir realitet, kendi içinde farklı etnik yapıları barındırdığıda bir diğer doğru fakat bu halk nedense kendisine ait bir ulustan yoksun geçmişten günümüze kadar bağımsız bir strateji yürütememiş veya bağımsız olamamışlar. Bunda yukarıda belirttiğim “kardeşlik ve eşitlik” kavramları çerçevesinde yürütülen siyaset ve buna parelel olarak uygulamalarında önemli etkileri olmuştur. Bu etkiler hiç kuşku yok ki gelişen süreç içerisinde hep Kürtlerin aleyhine olmuş, bağımsızlık duygularını ve Kürtlük aidiyetlerinin yok olmasına zayıflamasına sebep olmuştur. Günümüzde hala bu politikayı sürdürmek isteyen Kürt siyasetçileri ve aydınları azımsanacak kadar az değildir, hiç şüphe  yokki kardeşçe ve eşit bir yaşamı kimse redetmez karşıda durmaz ama bu bile biz Kürtlerin kendilerine ait bir devletinin olması istemi önüne çıkarılmamalıdır. Kaldı ki bugüne kadar Kürtler üzerinde uygulanan tüm bu baskı ve yasaklar gözönüne alındığında hala bu istemlerde bulunmak ne kadar gerçekçi olabilir ki!  40 milyonluk bir halk bu söylemlerin etrafında dönüp dönüştürülebilir mi? oyalanabilir mi? Bu kavramalara umut bağlayarak hep başkalarının şarkılarıyla yaşamaya devam mı edecek? Peki bağımsızlık için kendilerini feda edenlere kim ne diyecek? Nasıl bir hesap verilecek?...Demem o ki bu yolun sonu ancak bağımsız bir devletten geçecektir bunun için sağa sola dürtmenin bir anlamı yoktur, tüm bölgelerdeki Kürtlerin aynı duygulara sahip olması halinde ise bu iş dahada kolay olacaktır...

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

Kurulacak Kürt İslam Partisinin Hedefi Gerçekten AKP Oyları mı?

Sorunların üstesinde gelemeyen hükümetlerin aslında fikirden yoksun, fikir üretmekten uzak sürekli aynı siyaset ve politikalar üzerinde var olan sorunları çözmeye çalıştıkları, dün olduğu gibi bugünde bu yöntemlerin hiç birinin ,aslında sorunu çözmede yardımcı olmadıklarını, bilmelerine rahmen aynı yöntemlere tekrar tekrar başvurmaları  geleceğe yönelik yeni stratejilere çözüm önerilerine değil de eskiye dayalı baskı,inkar ve ortadan kaldırma yöntemlerini sanki inadına tekrarlamaları ister istemez insanın aklına, acaba bu toplumu yönetenler fikirden ve üretmeden yoksunlar mı?  Sorusunu getirmiyor değil.

Ülkelerin tarihlerini incelediğimizde birtakım olayların veya savaşların, ülkelerin kaderinde önemli roller oynadıkları bilinmektedir, savaşların yaşandığı dönemlerde sonuçta ya ülkeler bölünmüş yada toplumsal devrimler gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de de özellikle Osmanlıların yıkılışından sonra Cumhuriyetin kuruluşuyla var olan tüm etnik yapıların türklük adı altında tek millete indirgenmesi ve diğer azınlıklara ait hakların gaspedilerek yasaklanması geçmişten günümüze kadar süregelen politikaların bir devamıydı. Cumhuriyet kurulur kurulmaz bizim en tabii hakkımız olan anadilimiz yasaklanıyor,inancımız yasaklanıyor ama buna karşılık bir İslam nesli sisteme enteğre edilerek, eğitilerek İmam Hatipleriyle  Diyanetleriyle güçlendirilmiş ve bugünkü Türkiye’de de iktidarın sahibi olmuştur. Bugüne kadarki gelişmeleri hepiniz yakınen takip etmiş ve biliyorsunuzdur,bunların üzerinde tekrar tekrar durmama gerek yoktur.

Dünyamızda siyaseti yönlendiren en temel güçlerden biride hiç kuşku yok ki dindir. Hristiyan ve İslam dininin hakim olduğu dünyamızda siyasette bunların gölgesinde devam etmekte, hatta dini kurumlar artık deyim yerindeyse ekonomik anlamda da en güçlü kurumlar olmuştur. Bilimin Avrupa’da daha çok önemsendiği bilinirken dini  inançlarda bir gerilemenin olmaması aslında siyaset ve dinin gelinen noktada birbirini tamamladığı ve artık iç içe geçtiği gerçekliğinden kaynaklanmaktadır. Siyasette tıkanmaların yaşandığı anlarda emperyal güçler  bir sızma hareketi anlamında dini devreye sokarak muhtemel sorunların büyümesini ve halk muhalafetlerinin genişlemesine engel olmaktadırlar.

Gelelim Türkiye’nin İslam dinini siyasetin içerisinde nasıl kullandığına, gerçi bu konuda AKP ‘nin durumu herşeyi özetliyor, görmemek ve anlamamak için sağır ve kör olmak gerek. Kürt sorunu karşısında bugüne kadar sürdürdükleri poklitikalardan sonuç alamayacaklarını anlayan bu hükümet son günlerde kendilerine bağlı ve ait bir “Kürt İslam Partisi” kurarak ulusal anlamda gelişen kürt iradesini inanç temelinde zayıflatarak muhtemel bir Kürdistan devletinini kurulmasına engel olmak veya Kürt özgürlük hareketini yaratacağı ulus aidiyetinden , gerçekliğinden uzaklaştırıp hareketi zayıflatarak bitirmek niyetinden başka bir şey değildir.

Her ne kadar ki bu partiyi kuranlar böyle demesede işin arka bahçesi sisteme ve derin devlete hizmetten başka bir  şey değildir, nitekim bu partinin kurucularından Av. Sıdkı Zilan, bir zamanlar Hizbullah örgütünün avukatıydı hata  bir arada SP den aday olmuş seçilememişti,şimdi bu Avukat AKP oylarını alacağız derken gerçekten bizim buna inanmamızı mı bekliyor? BDP Amed Milletvekili Altan Tan bu oluşumu “bir zenginlik “ olarak yorumlasada gerçekte bunun böyle olmayacığını geçmiş yıllar bize söylüyor. Kürt halkının inanç noktasındaki zayıflılığı biliniyor bunu kullanmak isteyen iktidar böylece diğer inançlarada gözdağı vererek onların hak mücadelesinde geriye çekilmesini istemektedir. Bir islam ülkesi olan Türkiye’de Kürdistan adı altında bir dini partinin kurulması başka hiçbir şekilde izah edilemez. Hatta bu konuda BDP veya başka Kürt partileri bu partinin kurulmasını onaylasalarda bunlardan çokça çekmiş biri olarak veya birileri olarak benim/bizim onaylamamız sözkonusu olamaz, bu şekilde bir hareket asla gerçek anlamda halkların kardeşliğini teşkil edemez edemediği gibi başka dinleride tehdit altına alır.

Türkiye’de farklı dinler arasında çok önemli ayrılıkların ve zıtlıkların olduğu bilinmesine rahmen  ,ki çoğu önyargı ve kişisel kinlerden kaynaklı, neden karşılıklı diyaloglar geliştirilip dinler arası kardeşlik tohumları serpilemiyor, mesela neden bir Kızılbaş ve Sunni aynı sofrada yemek yiyemiyor?  Bunun altındaki esas neden-gerekçe ne olabilir?  Madem ki Tanri tektir o zaman herikisininde yaptığı Tanrıya tapmak değil mi? Asıl irdelenmesi gereken bu düşmanlıkların altında yatan zihniyet ve geriliğin ortaya çıkarılması değil midir? Bu gerici tutum ve davranışlar hatta düşmanlıklar, toplumumuza,  gelmiş geçmiş tüm sistemler  tarafından bilinçli bir şekilde dayatılmış ve büyük ölçüde de yaşam bulmuş derin bir çelişkidir. İşte bu çelişkilerin giderilmediği bir Türkiye’de politikaların tıkandığı anlarda bu çelişkiler devreye sokularak gündem değişikliğine ve halklar arasındaki düşmanlıkların körleşmesine sebep olmaktadırlar. Gelinen aşamada “Kürt Sorunu”da  bunlardan biridir.

Tarihsel süreç ve bununla birlikte oluşan kültürel şartlar sonucu Türkiye’de farklı inançlara karşı önyargıların hala güçlü ve tehlikeli olduğu gerçeğiyle herkes yüzleşmek zorundadır. Aklımıza ister istemez neden diyolaglar yöntemiyle bu sorunların aşılamadığı geliyor. Aynı coğrafyada hatta ayni İl ve İlçede, köyde birlikte kapı kapıya komşu olarak yaşayan fakat farklı inançlara sahip topluluklar veya bireyler ekonomik, sosyal ve kürlüterel etkinliklerde, sportif faaliyetlerde bir araya gelebiliyor  birlikte bir takım çalışmalar yapabiliyorlar. Mesela aynı fabrikada çalışan bu insanlar işçi hakları için birlikte mücadele ederken aynı dayanışmayı başka noktalara taşıyamıyorlar.Sözkonusu din veya inanç olunca bu kesimler bir anda farklılaşıyor ilişkiler kopma noktasına kadar gelebiliyor. Burada yıllardan beri çeşitli cemaatler ve sistem tarafından bilerek halka empoze edilmiş yanlış bilgi ve yaklaşımlardan kaynaklı önyargılar devreye girerek, bu topluluklar arasında bugüne kadar  derin çelişki diyebileceğimiz bu soruna çözüm getirilememiştir bu nedenledir ki ben yeni kurulma aşamasında olan ama aslında”Hizbullah” örgütünün bir kanadı olarak tanımlayabileceğim “Kürdistan İslam partisi”ne karşı duruyorum.  Gelecekte bu partilerin kendilerinde olmayan farklı inançlara karşı yapabileceklerinin endişesinden dolayı karşı çıkıyorum yoksa bu karşı çıkışın demokrasiyle falan bir ilişkisi yoktur, Türkiye’de bir islam partisi ve Diyanet zaten var isteyen her müslüman burda kendisini ifade eder ama Kürdistan’da siyasi mücadelenin en üst noktada olduğu bu zaman dilimi içerisinde kurulacak olan bu partinin arkasındaki güçler derin devlet ve cemaatlerden başkası değildir...Amaç AKP oyları falanda değil bunu zamanla görüp yaşayacağız....

Kürtler,Ermeniler Ve Türkler(1)

Yakın tarihi az veya çok merak edenler 20.yüzyılın başlarında meydana gelen gelişmeleri okumuş  Kürt ve Ermenilerın çalışmalarından mutlaka haberdar olmuşlardır. Osmanlıların yıkılma aşamısında olduğu bu dönemlerde imparatorluğu kurtarma adına ne yapıldıysa sonuçta fayda vermedi. Özellikle Doğu bölgelerinde yoğunluklu olarak yaşayan Kürt ve Ermeni halkı kendi ulusal öğelerini öne çıkarma hatta bağımsızlık hayelleri kuracak kadar bir yapılanma içerisine girmişlerdir,fakat bu çalışmalar sürekli başka devletlere bağlı yürütüldüğünde veya o dönemin güçlü devletlerine bel bağlayarak yapmaları sonuçta bu planlarının tümünün yok olmasına ve büyük katliamların yaşanmasına sebep olmuşlardır.Bu katliamlar içerisinde hiç kuşku yok ki en büyüğü Ermeni tehciri ile başlayan süreç sonunda Ermenilere yönelik soykırımlar olmuştur.Kürtlerde özellikle Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki süreçte çeşitli katliamlara maruz kalmış ulusal mücadelelerinde başarılı sonuçlar elde edememişlerdi.

1905-1907 yıllarında Rusya’da yaşanan devrim rüzgarı haliyle Osmanlıyada yansımış ve bu despot hükümdara karşı Kürtleride çeşitli arayışlara sürüklemişti. Bu çalışmalardan biride Kürt tarihi ve kültürü açısında oldukça önemli gördüğüm “Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti” adı altında 1908’ de Abdülkadir ve Prens Emir Bedirxan tarafından  İstanbul’da kurulan örgüttü. O dönemin önde gelen hemen hemen tüm Kürt politikacıları ve aydınları cemiyete üye olmuş ve cemiyet farklı politik düşünceleride bir arada toplamayı başarmıştı. Bu arada Osmanlıyı kurtarmak içinde  Jön Türkler hareketi başlamış ve bu hareket Osmanlı İmparatorluğunun bütün halklarının birliğini ve 1876 Anayasasının kabülüylede proğramlarını oluşturarak, okullar açmak, kürtleri idari ve yargı görevlerine atamak, kürtçeyi resmi dil olarak kabul ettirmek, Üniversiteler açmak, anadilde siyasi gazete ve dergiler çıkarmak, mecliste Kürt siyasetçilerinin sürekli olmasını sağlamak, kürdistan’da ekonomik canlandırmayı sağlamak gibi bir çok amacı önlerine koymuşlar.

25 Eylül 1908’de “Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti” açıldığında İstanbul’da düzenlenen bir etkinlikle kutlanıyor hatta Kürtlerle Ermeniler arasında dostluk ve kardeşlik ruhu hakim kılınıyordu. Bu dönemde yer yer Kürt ve Ermeni toplulukları arasında patlak veren sorunlarada bu cemiyet müdahale ediyor sorunu çözmede yardımcı oluyordu. Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadığı illerde ve bölgelerde bu cemiyetin sahiplenmesi ve başka şubelerininde açılması,hatta giderek yükselen üye sayılarının olması bir dönem sonra Ermeni ve Türkleri rahatsız etmeye başlamıştı.Yazılanlara bakıldığında Bitlis kulübü bunların en büyüğüydü ve üye sayısı 80 bini bulmuştu. Bitlis’teki bu gelişme ve cemiyeti giderek sahiplenme duygusu Ermenileri o dönemlerde rahatsız ediyordu ve cemiyetin yaptığı etkinlikler eylemler Ermeniler tarafından artık ilgi görmüyordu. Kürtlerin sağladığı bu birlik Ermenileri gelecekleri açısından da rahatsız ediyor ve korkutuyordu. Bitlis’teki otoriteleri sarsılan İttihatçılar da bu durumu gelişmekte olan Kürt kulüplerine bağlamış ve Mayıs 1909 tarihinde cemiyeti kapatmıştır.Bu durum Kürtler tarafından büyük bir öfkeyle karşılanırken Ermeniler memnun olmuşlardı.

Ermeni ve İttihatçıların Kürtlerin bu gelişiminde rahatsız olmaları aslında yersiz bir korkuydu,çünkü bu dönemlerde oluşan Kürt kulüpleri genellikle politik amaç ve hedeflerden uzak sadece aşiret bağları üzerine gelişmiştir. Nitekim Jön Türkler bu kulüpleri daha sonra tamamen kapatmıştır.

Jön Türkler’in ortaya çıkış amaçlarını incelediğimizde kürtçeyi serbest bırakacak çalışmalar yapılacakken Kürt kulüplerini kapatmaları Kürt hareketinin ve bunun yanında diğer azınlıklarında ulusal temelde –feodal da olsa,aşiret bağları güçlüde olsa- çalışmalarına tahammül etmedikleri ortaya çıkmıştır, Kürt kulüplerinin kapatılması Ermenileri sevindirmiş olsada ilerde kendilerini bekleyen bu büyük tehlikeden uzak birlik ve dayanışmalarını öne almamaları Ermenilerin o dönemde geleceği iyi okumamalarından kaynaklanmaktadır.

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyet’inin, Kürt kulüplerinin, yayın organları ve dernekleriyle  kapatılması Kürtleri geleceğe dair gelişimini durdurmadı, Kürtlerin politik ve sosyal ilerlemenin tarihsel gelişim sürecine girmelerinin önünü bu kulüpler açmıştır.

Kürt kulüpleri içerisinde faaliyet yürüten bazı Kürtler bağımsız Kürdistan fikrinide tartışmaya başlamış ve bu alandada propagan yapıyorlardı,bunların başında da Abdurezak Bedirxan vardı, özellikle Rus yanlısı hareketleriyle tanınan Abdurezak 1906 yılında İstanbul valisi Rıdvan Paşa’nın öldürülmesinde sorumlu tutulmuş ve 25 arkadaşıyla Afrika’ya sürülmüşlerdi,Ömür boyu sürgün cezasına çarptırılan Abdurezak daha sonra Rusya’ya giderek Bağımsız Kürdistan hayali için mücadele edecekti. Abdurezak Rus yetkililerine şu açıklamada bulunuyordu; “ Türk hükümeti...tümüyle tarihsel bir kin ve nefrettir,intikam duygularını gizleyerek ilişkileri sıcak tutmaya çalışıyorlar ama bu onların amaçlarını gizleyemeyecektir”.

1912 sonu ile 1913 yılı başında Abdurezak ve Simko’nun çabalarıyla Hoy’da(Hoy şehrinin tarihi M.Ö. 3000-4000 yılllarına dek uzanır. Sümer kaynaklarında adı geçen Arrata isimli bölgenin bugünkü Urmiye ileVan şehirleri arasındaki bölge olduğunu tarihçiler belirtmiştir.) Kürt Kültür-Eğitim Örgütü “Gehandıni” kuruldu. Abdurezak Rus temsilcisine şunları söyledi:” Türk ve İran tahakkümüyle kuşatılan Kürtler, şimdiye kadar Avrupa kültürüyle temasa geçme imkanına sahip değillerdi.Halkın eğitimini hiçbir zaman düşünmemiş olan İranlılardan hiçbir şey beklenemez, Türkler ise halkımı her zaman cehaletin karanlığında tutmaya çalışmışlardır. Bundan dolayı Kürtler sefaletin ve düşünsel gelişimin ilkel aşamasında kalmışlardır.”

“Gehandıni” örgütünün çalışmaları Kürtlerin Ruslarla olan yakınlıkları Avrupa devletlerinide rahatsız etmiştir bu durumun bir sonucu olarak Makin Kürtlerinden Murtaza Kuli Han, Abdurezak ve Simko’ya karşı kendi yöresindeki Kürtleri kışkırttılar,bu arada Türk hükümetide boş durmayarak rüşvetle tuttuğu din adamlarını bunların Müslümanları Hıristiyanlaştırmak istedikleri propagandasını yayarak çeşitli suçlamala ve karalamalarda bulunmuşlardı.

“Gehandıni”örgütünün en önemli çalışmalarının başında Kürt okullarının açılması girişimleriydi. Hoy kentinde açılan Kürt okulunda Türkler ve İranlılar,Rusların Kürtler üzerindeki nüfuzlarının artmasından korkuyorlardı, bu nedenle sürekli Rus hükümetine baskı uyguluyorlar Hoy valiliği vasıtasıyla bu okulların yapılmaması için baskı yapıyorlardı.Jön Türklerde ajanlarını bu bölgeye gönderip örgüt yöneticilerinin yerlerini tespit etmeye çalışıyorlardı. Bu örgütün etkisini azaltmak ve kırmak amacıyla Jön Türkler Kürt okullarının açılması için büyük bir ödeneğin ayrıldığını açıklamışlardı. Hemen ardında Rusların Kürtler üzerindeki etkilerini yok etmek amacıyla Almanlarda girişimlerde bulunmuşlardı fakat Alman ve Türk yetkililerin sarfettikleri sözlerin hiçbirisi yerine getirilmemişti.

2.Meşrutiyetin ilanıyla birlikte özellikle doğuda Ermenilerin “Bağımsız Ermenistan” hayalleride yeniden yeşermeye başlamış bu nedenlede belkide Ermeniler bu amaçlarına ulaşmanın bir yolu olarak 2. Meşrutiyeti büyük bir sevinçle karşılamışlardı fakat İslam dininin yoğun etkisi altında olan Kürtler bu duruma iyi yaklaşmamışlardı,Mollalar ve din hocaları müslümanları gayri müslümlere karşı örgütleme çalışmaları içerisine çoktan girmişlerdi. Bu durum tabiki Kürt halkı içerisinde oldukça yaygınlaşmıştı, Aşiret ve din hocalarının etkisinde olan Kürt halkı onların kışkırtmalarıyla Kürt-Ermeni dostluğunuda bozma aşamasına getirmişti,buna birde Kürt Cemiyetlerinin kapatılması ve Ermenilerin bunlara sevinmesi eklenince ortam iyice geriliyordu.

Devamı Gelecek


Warning: getimagesize(/images/thumbnails/images/newroz-427x320.jpg) [function.getimagesize]: failed to open stream: No such file or directory in /var/www/vhosts/birdoz.com/httpdocs/templates/smart_news17/includes/image.class.php on line 81

Cejna Newroz Piroz Be-A.Haydar Gürbüz

Cejna Newroz Piroz Be-A.Haydar Gürbüz
Newroz bizim ulusal bayramımızdır,Newroz’u bütün içtenliğimizle kutlamak ve sahiplenmek en insani görevimizdir,tıpkı diğer ulusların kendi bayaramlarını sahiplenmesi  ve büyük bir çoşkuyla kutlaması gibi biz kürtlerde Newroz bayramımızı büyük bir coşku ve istekle kutlama hakkına sahibiz. Modern çağ dönemleri dediğimiz bu günlerde aramızda birtakım  kürtler hala kürt olup olmama olgusunu tartışıyorsa bu bizim ne kadar asimile olduğumuzun en belirgin kanıtıdır, aynı köylü hatta aynı aileden olan bireylerden bir bölümü kendisine kürt diğer bölüm ise hayır değilim diyebiliyor, özellikle Dersim bölgemizde bu yaygın bir şeklide devam etmektedir. Öylede olsa Newroz bayramı hepimizin bayramıdır, gün muğlak tartışmaları yaratmanın ve dayatmanın günü değildir, bu bölgede barış ve huzur getirilmek isteniyorsa burda bizlerinde katkısı olmalı, barışı ve huzuru istemeyen kesimlere karşıda politik ve örgütlü bir güç olmalıyız ancak bu şekilde haklarımızı savunabilir alabiliriz.
 
Bugün Kürdistan'ın ve dünyanın dört bir yanında yaşayan kürt halkı sokaklara çıkıyor ve artık binlerle değil  yüzbinlerle milyonlarla ulusal bayramlarına sahip çıkmakta kutlamaktalar,  bu kitlesel şahlanışın önüne artık eğemen güçlerde çıkamamaktadır, Newroz bayramımının içeriğini değiştirme siyasetleride artık tarihe karışmış durumdadır, bu halkın özgürlük mücadelesi ve ruhu Demirci Kawa’nın yaktığı özgürlük ateşiyle dahada güçlenerek hak ettiği yere gelecek ve özgürlükle taçlanacaktır.
 
Newroz cejna neteweyî gelê kurde. cejna newroz lı hemu dune kurd bi dileki wxeş,bi dileki coş bi hevidarkırna ciyanekî aştî û bratî lı herderêki pirozdıkın. Gelê Kurd we çağa hini azadiya wxe û welateki serbiwxe çenikiri, lı herçar herame Kurdistan'e zulm û zordarîyê bandore welaten dıni berdewam diki. Gele Kurd lı ser tekoşina azadi iro agahdar buye u wiji isal bî konferansekî mezîn bi tevlêbuyunê  herçar dora Kurdistan  jı bo welateki serbixe taçlandırmışkın, hedi hedi riya azadi jı mera xangidike, lı wê riya iro hemu kurd û şoreşvan wihevra lı hember dıjmın şerdikın. Eme parastina  welat ,maf"e kurd bıkın û bı hemu dune bıdne naskırın..
 
Newroza Gele Kurd Piroz dıkım.

Lı Nav Imparatoriyé u Komare İro Cüdayi Tune

Gotına"dewlet miqedese" bi gelemperî lı Tırkiye pir te ser zıman. Hemu siyasetmedaren tırk yé parlemento û partiyê siyasiyan demakû qêzi lı ser welat hatin gotın, berê sifte dibejin; hışşşt  dewlet miqedese hun nıkarin lı ser dewlet tışteki xeletî bejin, kanun û kurale dewlet kes nıkari rexnebike. Dewlet yeke, zımane me tenê tırkiye, baweriya me ji islame, em hemu tırkın, eslê cinse me tırke em netewiyê dıni qebulnakın, yekû dıbejin em tirk ninen ew dıjmıne mene, lı ser Cumhuriyet û hember Cumhuriyet kes nıkarı tıştekı beje, em kuli dewletperestîn, Welat Miqedese. Sed sal peşwe imparatoriye Osmanlıyi ji miqedes bu, kesra Osmanliye ji tımtıme miqedes bun, Kesra(Kral) çı digot ew dibu qanun. Dema Komare ji Atatürk çı dıgot ew tebu qanun, ferka(cüda) wxe jı Osmanliye tunebu, tene nawe wxe Komar (Cumhuriyet) bu. bawer dikım Atatürk heta sala 1985 an jiyana xwe berdewam bıkırana heta mırıne lı ser texte Komar diskıni. Ferka Komar û Osmanliye tune bu.
Mın va gotınan miletperestî jı dayıkbuna wxe heta iro tımtıme gudahri kır û hini iroji lı ser zımane serdan û rêveberen tirk ew gotınan kemnabın. Lı nav me ji hınek hene lı hember ve siyaseti inkarkırın, lı hember komkujiye gele kurd, lı hember qedexe ser zıman û kulture mê, hini ji dıbejin eme jı bo 'türkiyeliler,türkiyelileşmek' kar bıkın û vıhewra jıyanaki ji nuve çekin. Ez biwxe biwxe pırsdıkım; çawa bi nave "Türk"iye eme jiyaneki nuve(!) çekın? Navê tirk cı jı mera heta neha ani? Dıl jı zılm u zordari, feqiri, jiyaneki koçber û perçebuyın çi ji mera ani? ku em iro hine wi du boçke tırkan ketine û dıbejin, waren em vıhevra ciyaneki nû û welateki azad çekin. Nabe hevalıno ke nabe, iro ji nabe sibe ji nabe, em wxe biwxe qandıkın û jı welateki serbiwxe ditırsın, guvane me bi me tune kû em peyven tırk û zımane tirk lecih naylen...
Bi ditina mın em jı peyvén bıjartî pir hezdikın û bı berbibayî sivik dikevin digrın ser zımane wxe. Siyasetmedarén kurd, irokû ayenda kurd lı azadî lı welatekî serbiwxe neditin û rewşa wxe lı riya azadî nekirin, meselê me kurdan çareser nabi. Komar baweriya me qedexe kiribû paşeji tekoşina şoreşi lı nav me jin da û bi ser baweriya me gelek listin. İro serokwezire tırk Erdoğan Qur'anê referans digre û dibeje eme jı bo ayende welat ciwanêki dindar bıgihinin. Ew wate wi çiye! Erdoğan bi referanse Qur'anê textê wxe qevin dike baweriye islami wxeş dixebitini. Ji bo wiji Erdogan bu serokwezire tirk û bi wi avayi em zaninku hinek cemaat li dewlet alikari digri û bihevra dixebitin. Lı hember vana em çı dıkın? Baveriya xwe inkar dıkın. Ji baveriya wxe dûr terin, bi gotinek dini direvin, cima em vergin? Li hemu dune gelek mirov ruye wxe berve baveriye kiri, caran kesek nikari baveri ji orte raka, ev kara kareki beyxûde. Me isal lı bajarê Frankfurt'e jı bo rojen Xızır  Cem gıredayî bû, mıllete me gelek nehati bu, bı baweriya wxe bawer nekiri bun, hınek hevale hogir ji lı hember Sêyide sekinin û nehatın.  Carcaran jı va hevalen kû lı hember baweri dısekinin lı nav nivise xwe dibejin çawa baweriye gel qedexeyê? Em ji dixazin bi baweriya wxe bijin, raste berpırsyari kareki bi rumete le bele wextekû xebat lı ser baweri bun nehatın jı tışteki samimi ji dil nıne.  Çar divari male ke ku saxlem nebu ew xaniya çenabi. Eme lı derdora wxe, çanda wxe baveriya wxe wxedi derkevin, yek lı heleki nabi, hemu bihevra.... 

Mutlulukta Mutsuzlukta Egomuzda Yatar

Mutlulukta Mutsuzlukta Egomuzda Yatar
İçsel yaşantımızda, çevremizde,özelimizde ve kendi iç dünyamızda yaşadığımız sorunların temelinde EGO'muzun yattığını bilmem kaç kişimiz görmüş, bilince çıkarmış veya farkına varmışız?  İster kişisel ister toplumsal isterse örgütsel olsun bu duyguya esir düşmüş teslim olmuş etkisinden kurtulamamış, etkinlik ve çalışmalarda benlik konuşmaları sürekli tekrarlamış durmuş (benim sayemde,ben yaptım,benim ilişkilerim,ben olmasam vs.vs.) kişiler ilerleyen zamanlarda bulundukları alanlarda sorun yaratmaktan,kurumu veya örgütü parçalamaktan öteye başka bir işe yaramamış olacaktır. Kişi sürekli kendisinin haklı olduğunu, başkalarının haklı olmadığını, doğruyu sadece kendisinin bildiğini, başkalarının doğrularını  hiçbir şekilde görmediği, dikkate almadığı gibi egosuna hakim olamayan davranışlar tutumlar sergilediği ve "kendi kendisinin aşığı" olma gibi bir duyguya kapıldığı görülmektedir. Bu egosal hastalık kişinin bulunduğu her alanda buna ailede dahil olmak üzere rahatsızlık yaratacağı kaçınılmazdır.
 
Çok uzaklara gitmeden detay aramadan kendi çevremizde olan biteni gözönüne alırsak neden güçlü toplumsal hareketler oluşturamadığımızı daha net bir şekilde bu egolarda arayabiliriz. Çoğumuz keni geçmişimizle övünürüz,hatta toplum olarakta övünürüz oysa şöyle reel bir gözlemle yaşadığımız o yıllarda, yaşadıklarımızda,hayatımızda ve geleceğimizde  ne kadar sitemkar olduğumuzu memnun olmadığımızı biliyoruz,o günler geçti diye güzel ve anılması gereken bir anıya dönüştürmek ne kadar doğru olabilir? veya artı haneye yazdırıp pohpohlamak ne kadar gerçekçi?  Çevremde geçmişinde şikayetçi tek bir fertle henüz karşılaşmadım,herkesin durumu ve geçmişi meğer çok iyiymişte ben bilmiyormuşum. Bezen ben o geçmişte yaşamışmıydım, bu insanlar benim tanıdığım insanlar değil miydi? diye kendime sormadanda edemiyorum. O zaman şu soruyu hemen soralım kendimize acaba şu anda yaşadığımız hayat bize o günlerden daha mı az olanak sunuyor,bizi mutlu etmiyormu ki geçmişi anar över dizimizi döver dururuz, sanki o günlere aşık olmuş  gibi bir duruşun pozisyonun içine girmiş gibi davranırız. Aslında bütün bunlar yaşadığımız hayatta ne kadar mutsuz olduğumuzun bir açıklamasıdır, geçmişte aradıklarımız asla bulamayacaklarımız, gelecekte aradıklarımız ise belkide hiçbir zaman ulaşamayacaklarımızdır. 
 
Evreni oluğu gibi düşünürsek yani, mevsimleri göz önününe alarak yaşamı dörde bölersek belki daha doğru bir yöntem izlemiş oluruz, mevsimlerde kış diğer mevsimlerin gelişine aldırış etmeden kendi zamanını yaşamaya yaz mevsimi sonbahar ve ilkbaharda aynı işi tekraralayarak kendilerinie tanınan süreyi en iyi şekilde değerlendirirler sıraları geldiğinde mevsimler hiç itiraz etmeden kendisinde sonra gelene zamanı devreder gider. Biz insanlar bu doğa gerçeğini dahi görmeden anlamadan hayatımızı sanki hiç bitmeyecekmiş gibi yaşamaya çalışırken egolarımızıda bir okadar arttırırızki zamanı dahi başkalarına vermeyecek kadar(insanın elinde gelse onuda pazarlayacak ya) egomuzun esiri konumuna düşmüşüz.
 
Hayatta gerçek ve değişmeyen bazı kurallar vardır, bunlardan biride gelişme ,değişime uğrama, ve sonra yeniden düşüşe geçmedir. Hiç bir nesne sonsuza kadar büyüme göstermemiştir,mutlaka bir süre sonra büyümesini bitirmiş duraksamiş ve sonra çöküşe geçmiştir, hayat  işte böyle birşeydir ve bunda kimse kaçamayacaktır, bu nedenledirki  egolarını bir kenara  bırakmayı başaranlar içsel anlamda daha huzurlu bir yaşam sürerler, başkalarının geldikleri konum veya sahip oldukları kişinin içine işlememeli bir başka deyimle dert etmemeli, maddi şeyler insana sadece geçici olarak bir mutluluk veya sevinç yaşatabilir hatta maddi şeyler mutluluktan çok dert ve üzüntü verirler çünkü ömrün boyunca hep sahip olmak istersin ama herşeye sahip olman mümkün olmadığında  bu sahiplik düşüncesi içine işlediğinde de hep huzursuz olur yaşamında hüzün ve dert yoldaşın olur. Oysa iç huzuru ancak sahip olduğun ruh belirler. Kısacası herşeye takılıp kalma yerine birazda kenardan kalıp bakmak ve hatta oralı olmamaktan yarar var.Kendin memnun olmuyorsan, memnun olanı kendi halinle rahatsız etmemek erdemliğinede erişmek doğru olur.
 
Bu kısa yazımı bir Budist keşişin şu cümlesiyle bitireyim: "Keşiş oduğumdan beri geçen 20 yıl içerisinde öğrendiğim tüm şeyi bir cümleyle özetleyebilirim: Ortaya çıkan herşey kaybolur.Bildiğim budur" der Keşiş işte hayat böylebirşeydir. Evet bir anda beliren fırtına birazdan yok olacak ve fırtınanın estiği yerde başka şeyler dolaşacak. Bizde yok olmanın tünelinde geçeceğiz bu nedenle kırılmadan darılmadan incitmeden kim neyi yapmak ve yaşamak istiyorsa yapsın, ortakça dostça yaşamanın koşullarında buluşmanın çabası içerisinde olmak sahip olunacak en büyük huzurdur. 
Ali Haydar Gürbüz
 

Warning: getimagesize(/images/thumbnails/images/kurdistan-345x260.gif) [function.getimagesize]: failed to open stream: No such file or directory in /var/www/vhosts/birdoz.com/httpdocs/templates/smart_news17/includes/image.class.php on line 81

İran,Irak Suriye ve Türkiye'deki gelişmeler "Bağımsız Kürdistan"ı Doğuracaktır

  İran,Irak Suriye ve Türkiye deki gelişmeler Bağımsız Kürdistan ı Doğuracaktır
Büyümeyi önüne hedef koyan liderler ulusların topraklarını sürekli genişletmeyi düşünürler,günümüz dünyasında bu hernekadar mümkün olmasada ellerindeki sermaya gücüyle etkilerini arttırarak bunu uygulmaktadırlar, dünyamızın sömürge çarklarını ellerinde tutan ülkeler aynı zamanda çok güçlü ordularada sahiptirler. Bu orduların görevi halkı olası karşı saldırılarda korumak değil sermayenin güvenliğini sağlayarak büyük kartellerin işlerini kolaylaştırmak ve bu karteller sayesinde de işgallerini sürdürmektir. İran üzerinde oynanan oyunlar ve karşılıklı kullanılmaya çalışılan kozlar dikkat edilirse ordular üzerinde yürütülmektedir.
 
Örneğin Irak'ı terk ettiğini belirten ABD gerçektende bölgeyi terketti mi? Irak'la yapılan anlaşmaların ABD'ye önemli imtiyazlar tanıdığını durumla yakında ilgilenen herkes çok iyi bilmektedir. ABD askeri bölgede bir suç işlediğinde Irak mahkemeleri tarafından yargılanmayacaktır. Irak'ta bulunan Bağdat Konsolosu ABD'nin dünyadaki en büyük konsolosudur bu konsolos üzerinde ABD Irak'ta silah satışı ve petrol akışı gibi önemli işlerini yapıyor. Gözden kaçmayan bir başka önemli ayrıntıda ABD tüccarlarını korumak için 5000 ABD askerini Irak'ta tutmaktadır buda ABD nin aslında Irak'ı terketmediğini işgaline bir biçimde farklı olarak devam ettiğini göstermektedir. Bu gelişmeler sonrası Irak'ın gelecek yıllarda muhtemel etnik ve dini çatışmalara maruz kalacağı gerçi daha bugünden çığ gibi büyüdüğü ve ülkenin parçalanacağı ihtimali güç kazanmaktadır. Kürtdistan lideri Barzani'de bu gelişmeler karşısında bağımsız Kürdistan için"halkımız isterse karşı çıkmam" diyerek bağımsızlıklarını ilan edebilirler işaretini daha buğünden veriyor. Bakarsınız 21 Mart 2012 de bu ilan gelebilir. 
 
BM Güvenlik Konseyinin Suriye üzerindeki uygulamalar konusundaki Rusya ve Çin'in diğer BM üyesi ülkelerle restleşmeside buna iyi bir örnektir. Güçlü ordularını kullanarak sermayalerini güçlendirme adına yapılan bu vetolar yarın kendilerine sunulacak yardımlar sonrası rafa kaldırılacaktır o zaman Suriye'de tıpkı diğer Ortadoğu ülkeleri gibi uzun yıllar sürecek bir kaosun içine sürüklenecektir. Kürdistan'ın sahip olduğu yeraltı ve üstü zenginliklerin paylaşılması uğruna bu ülkelerin ileriki yıllarda olası "Bağımsız Kürdistan" ilanından sonra birbirileriyle kapışması olasılık dışı değildir. 
 
Güçlü devletlerin güçlü silahlı ordularının olması gerektiğini ileri sürerken bu aynı zamanda özgürleşme yolunda ilerlemek isteyen hatta özgürleşmek isteyen bizim gibi uluslarında ihtiyaç duydukları bir güçtür. Körfezde yıllar önce meydana gelen savaş sonrası Irak'ın içine düştüğü sözde Demokrasi rüzgarı ülkede ölümden başka birşey getirmedi, İran'a karşı bugün yürütülen kampanyalar ve yaptırımlar sonuç olarak Basra ve Hürmüz gibi çok önemli stratejik ticaret güzergahları üzerinde bir savaşa dönüştürülecektir. Ortadoğu tam bir emperyalist paylaşım savaşı alanı olmaya hala devam etmektedir.Burada belkide bir umut olarak doğacak yeni ve özgür bir Kürdistan bu paylaşımları rafa kaldıracak siyasal sonuçlara etki edebilir fakat bunun için kürt liderlerinin kendi konumlarını ve hedeflerini net bir şekilde belirlemeliler başka ülkelerin hegomanyası altında biryerlere gelme hayellerini artık rafa kaldırıp kendi halkının gücüne ve iradesine güvenmeliler.
 
Kuzey ve Güney Kürdistan'nın artık birlikte örgütlenme zamanıının geldiğini hatta gecikmeksizin güçbirliğine giderek başka ülkelerle birlikte yaşama istemlerinden kurtulup kendi ülkelerinin özgürlükleri için sağlam satratejik çalışmalara yönelmeleri ve hedeflerini tam bağımsız Kürdistan şiarıyla belirlemeleri gerekmektedir. Bugünü kurtarma adına yapılan çalışmalar yarını zora sokacak çalışmalar olmaktan öteye gitmeyecektir. İran'a yönelik yapılacak emperyalist bir saldırı bağımsız bir Kürdistan için iyi koşullar yaratabilir, Suriye İran ve Irak'ın iç sorunları giderek büyüyor ve bunlara Türkiye'de eklendiğinde ortaya yepyeni bir Ülke yıllardır özlemini duyduğumuz Kürdistanın çıkmaması için hiçbir neden yok...

Kısa Kısa Değinmeler-A.Haydar Gürbüz

Cem Özdemir Kürtleri Neden Görmek İstemiyor?
 
Haber Şöyle: ALMANYA'nın Köln kentinde gazeteci Hrant Dink'in öldürülüşünün 5. yılında düzenlenen anma törenine Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin, Birlik 90 / Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir ve çok sayıda kişi katıldı. Alte Feuerwache'de düzenlenen etkinliğe katılan ve sorularımızı yanıtlayan Cem Özdemir
şunları söyledi: 
 
Bu buzdağının görünmeyen kısmı önemli
 
“5 yıldan sonra bu davanın sonucu tatmin edici bir çözüm değil, sıhhat verici bir sonuç değil. Herkes biliyor orada tutuklu olanlar, ceza görenler tek başına bu işi yapmadı. Bu buz dağının görünen kısmıdır, beni ilgilendiren buz dağının alt kısmıdır. Umarım önümüzdeki zamanlarda onu da öğreniriz. Türkiye'nin gerçek demokrasi olması Hrank Dink davasından da geçiyor. Hrank Dink bir insandı ama bu bir sembol Türkiye için. Türkiye için bir insan ne ifade ediyor. Hemen klasik refleksler ortaya atılıyor, bu kişiler 5 yıl neredeydiler. Şaşırtan şey herşey mutsuz olduğunu söylüyor, halkim bile bunu söylüyor bu çok garip bir durum. Türkiye'de gerçek demokrasi var mı yok mu konusunda ciddi soru işaretleri var. Şiddete başvurmak kimseye Bir şey kazandırmıyor. Hrant'ın ölümüyle Türkiye çok şey kaybetti. Gerçek anadolu insanı şiddete karşı şiddetle cevap vermez, gerçek Anadolu insanı, şeffafır, merhametlidir sevgi doludur.”
 
Türkçe, Almanca ve Ermenice konuşmaların yapıldığı etkinlikte ayrıca sahne alan koro ve orkestra Hrant Dink için özel bestelediği müziklere yer verdi.
 
Benim Notum: Neden kürtçeye yer verilmemiş, Neden kürdistan'da yaşanan katliamlara değinilmemiş, Anadolu insanı şiddeti sevmez diyen Cem neden kürtlere karşı kullanılan şiddeti görmemezlikten gelmiş, yoksa kürtler Türkiye'nin anadolusunda yaşamıyorlar mı? Cem Özdemir'in bu bakış açısının türk milliyetçilerinden aşağı kalır bir yanı yok.
 
Tayipten Hamasa 300 Milyon Dolar
 
Washington Post'un, İran 'dan aldığı finansmanı azalan Hamas'a Türkiye 'nin 300 milyon dolarlık yardım sözünün verildiği yönündeki haber tartışılıyor Washington Post gazetesinin Ankara 'nın, Suriye 'den ayrılan Hamas'a 300 milyon dolarlık bir yardım sözünü verdiği yönündeki haberler tartışılıyor. Haaretz gazetesi, Türkiye 'nin bu yardımın İran 'ın Hamas'a azalan desteği telafi edeceği yorumunu yaptığı haberinde Hamas Başbakanı Haniyeh'in Ankara ziyareti sırasında yardım güvencesini aldığını öne sürdü.
 
Benim notum: İnsan ister istemez düşünmeden edemiyor, Wan depremi için toplanan yardımları Tayip acaba Hamasa vermek üzere elmi koydu? Tayip'in memleketinde yardıma muhtaç o kadar yoksul varki bunları görmeyip dışarıya hava atmak için bu parayı verebiliyorda ülkesindeki yoksula veya çadırlarda yaşam mücadelesi veren depremzedeye neden veremiyor? Dindar bir gençliğin hedefinde islami bir Ortadoğu hayalinin temellerini atan Tayip kendi kuyusununda kazılacağını görmemeye devam ediyor. Roboskiden katledilenlere fiyat biçecek kadar alçalan,küçülen bir hükümetin başı olma gafı yaşayan Tayip bu haliylede tarihin ilginç sayfalarında yerini alacaktır. Kürtler Tayipi hatırladıkça bedduaları eksik olmayacaktır.
 
 
 Almanya'da 27 Ocak Yahudi Soykırımını Anma Günü
 
Almanya’da her yıl 27 Ocak günü Nasyonal Sosyalizm Kurbanlarını Anma Günü düzenleniyor. Yahudi Soykırımı'nın sembolü Auschwitz toplama kampında kalanlar 27 Ocak 1945 tarihinde Sovyet birlikleri tarafından kurtarılmıştı. Bu yılki anma törenine Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Eyalet Temsilciler Meclisi Başkanı Horst Seehofer katıldı. Anayasa organlarından temsilcilerin yanı sıra Almanya, Polonya, Fransa ve diğer ülkelerden gençler de töreni izlemek üzere meclis genel kurul salonunda yer aldı.
 
Benim notum:Türkiye başbakanı bol keseden atıp tutacağına tarihindeki soykırımları kabul edip özür dilemeli ve anma etkinliği tertiplemelidir, mademki Dersimde bir katliam soykırım yapılmış bunun gereğini samimi bie şekilde yerine getirmelidir, Ermeni sorunu için Fransa'ya çatıp duracağına  Hıran için timsah gözyaşı dökeceğine,kendileri bu işten kurtulmanın yolunu bulmalılar.Ermeni ve kürtlerden(dersim,koçgiri vb ) özür dilemeli başka ülkelerin yaptırımlarını beklememeliler yoksa bugün Fransa yarında bir başka ülke bu tarihi gerçekliklere ve haksızlıklara sessiz kalmayacaktır.
 
Almanya'da Sol Partili Vekiller Kürtlerle ilişkileri var diye mi takibe alındılar?
 
Almanya'da Sol Parti'nin 76 milletvekilinden 27'sinin ülkenin iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından izlendiği haberlerinin basında yer almasının ardından yankılar sürüyor.  
Konu ile ilgili bir açıklama yapan İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich konuyla ilgili tartışmaları anlamsız bulduğunu belirtti. İçişleri Bakanı Friedrich “Her şey şimdi abartılıyor, çünkü anlaşılıyor ki Sol Parti olarak Anayasayı Koruma Teşkilatı gözetiminden kurtulabilmek için uygun zamanın geldiğine inanıyorlar. Ama bunu başaramayacaklar” diye konuştu. Sol Parti’nin 16 yıldır izlendiğini belirten Bakan Friedrich “Yapay bir biçimde ortaya çıkartılan bu telaşı anlamak mümkün değil” dedi. Partinin izlenmesinin gerekli olduğunu, zira “kısmen düzenin ortadan kaldırılmasına uğraştığını” sözlerine ekledi.
 
Benim notum: Sol üşüncenin etkisinin tüm dünyada kırılmasına rahmen ezilenlerin umudu olduğunu kapitalizmin kendi kuralları çerçeves,nde dahi tahammül edemedikleri çekindikleri gerçeği bu takip ve dinleme ile günışığına tekrar çıkmış bulunuyor.Kürt özgürlük hareketinin Ortadoğuda yaratacağı devrim rüzgarı daha şimdiden buralarıda derinden sarsmış ve korkutmuş bulunmaktadır bu nedenle kürtlerle ilişkileri olanların büyük çoğunlukla takibe ve dinlenmeye alındıkları görülüyor,demekki ileri demokrasi diye birşey yok ileri çıkar ve kayıtsız itaaaçılık vardır.
 
Ali haydar Gürbüz

Avrupa Yeni Bir krizin Eşiğinde, Peki biz buna ne kadar hazırız?

Uluslararası çalışma örgütü olan İLO'nun verilerinde gerek Avrupa'da gereksede tüm dünyada yeni bir ekonomik krizin güçlü işaretleri verilmektedir.Özellikle Avrupa'da son yıllarda beliren işsizliğin toplumsal krizlere yol açacağı izlenimlerini güçlü kılmaktadır. Bir çok ülkenin ekonomilerinin çökme noktasına geldikleri ellerindeki parasal stopkların tükendikleri bankalardaki girdi ve çıktılar arasında büyük farkların oluştukları bu nedenle başta yunanistan örneğinde olduğu gibi şimdide Fransanın kredi notunun düşürülmesi gibi daha bir çok ülke bu krizin koynuna girmiş ve toplumsal anlamda bir çok gelişmenin yaşanacağı olayların patlak vermesine yol açacağı şimdiden görülmektedir. Bununda bizim gibi göçmen tabakalar üzerinde daha çok olumsuz sonuçlara yol açacağı hatta kapitalizmin bu krizden çıkmasının ve işsizlik oranlarının düşürülmesinde izleyecek yol olarak göçmen işçilerden kurtulma projelerine yönelecekleri daha şimdiden konuşulmakta ve gündemleştirilmektedir. Aşağıdaki verileri okuduğunuzda durumun ne kadar vahim olduğu ve bizlerinde bu gelişmeler karşında hiçbir şey yapamamış olmamızın dahada vahim olduğunu anlamış olacaksınız. Gözümüzü kulağımızı çok uzaklara değil birazda yanıbaşımızdaki fotoğrafa ve seslere yöneltsek görsek fena olmayacak...

Avrupa’daki işsizlik tarihi rekor kırdı. Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun verilerine göre 2010 yılında Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde 45 milyon işsiz vardı. ILO yüksek işsizlikte Almanya’da düşük ücret ödenmesinin de payı olduğu görüşünde. Örgüt, ücret maliyetini düşük tutan Almanya’nın bu sayede ihracatını arttırarak Avrupalı ortakları üzerinde baskı yarattığı görüşünde.

Çoğu AB ülkesindeki işsizlerin sayısı, ekonomik ve mali kriz öncesindekinden fazla. ILO’nun küresel istihdam eğilimi raporunda, borç krizi yüzünden işsizlikle ilgili olumlu tahminde bulunmanın mümkün olmadığına da yer veriliyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tahminlerine göre geçen yıl bütün dünyada yaklaşık 197 milyon kişi işsizdi. ILO Genel Sekreteri Juan Somavia örgütün Cenevre’deki merkezinde yaptığı açıklamada, ‘işsiz sayısı bir önceki yıla göre fazla değişmedi, ancak mali ve ekonomik krizin patlak verdiği 2007 yılından bu yana dünya işsizler ordusuna 27 milyon kişi daha eklendi’, dedi. Dünya ekonomisi 2010 yılında %5,1, geçen yıl ise %4 oranında büyümesine rağmen dünya işsizlik oranı %6’da kaldı.

Bütün dünyada en az 600 milyonluk ek istihdam alanı yaratılması gerektiğini savunan Uluslararası Çalışma Örgütü krizin üç yıl sonra yeniden patlak verme eğilimine girildiği günümüzde 200 milyonluk istihdam açığı bulunduğunu saptamış. Önümüzdeki on yılda da 400 milyonluk istihdam alanı açılması gerektiğine işaret edilen ILO raporunda, 200 milyon işsize ilave olarak 900 milyon dünyalının da çalıştığı halde kazandığı parayla geçinemediğine yer veriliyor.

Bir de, işsiz olduğu halde bıkıp iş aramayı bırakanlar var. Öncelikle perspektifi olmayan gençlerin iş bulamadıkları için okula devam ettikleri ya da mesleki eğitimi uzattıkları belirtilen rapora göre bütün dünyada 15 ile 24 yaşları arasındaki gençlerden 75 milyonu işsiz. Bu da, 2007 yılından bu yana gençler arasındaki işsizlerin dört milyon arttığı anlamına geliyor.

Kaynak:DW.World.De

Nıvisen Kurdi

Destpêk Mîrov kîjan taybetiyên xwe ve xwe didin naskirin? Kîjan li ku derê hewce ye? an ji bo xwe dayina naskirinê kîjan nasname ne pêwîst e? Gelo...
Herçiqas di rewşa îroyîn de Kurd hêla aborî ve belavela bûne jî di dîrokê de xwedîyê dewlemendîyên mezin in. Gava ku min li Kurdistanê lêkolîn pêk dihanî...
Göbeklitepeya Rihayê wek cihê warbûna herî kevn yê cîhanê tê zanîn û tê bawer kirin ku dema Adem û Hewa ji beheştê hatin avêtin, wan hevûdu yekem car li...
Rengê Hîyerarşiyê Herkes qala desthilatdari û hîyerarşiyê  dike. Him encamên wê û him jî hincetên wê  jî di nav têkiliyên mîrovan de tê...
“Na looo... Kê go? Bi rastî jî wusa pêk hatiye?”  “Kuro tu çima min didî sondê. Wellehî...” “Heyran nekeve kirê min,...
Di vê meha em tê de ne tiştekî  ji we bipirsim. Gelo hun navê “Mekke û Medîneyê” li ku hatiye. Dizanin an...
Jiyaneke bênasname gengaz be jî, dê di şert û şirûtê jiyanê de ev ne daxwazeke di cih de be. Di rewşeke wiha de ne...
Di cîhana îroyîn de xweparasatina înasan ji hêla nasname, çand û têkiliyên cîvakê ve zor û zehmet e. Çuyîn hatina însanan di navbera...
Navenda Giştîya Egîtîm Senê têkildarî rewşa zimanên li Tirkiyeyê rapora "Di perwerdehiyê de bikaranîna ziman, Di duzimaniyê de helwest û nerînê gel û...
Serokê Şaxa Petrol-Îş'ê ya Êlihê Mustafa Mesut Tekîk, diyar kir ku di 8 salên serdema hikûmeta AKP'ê de dewlet vegeriya şîrteka taşeronan û wiha got: "Bi...
SmartNews.com