Breaking News:
Wan’da sefaletin sefaleti -Ehmed Pelda - Thursday, 01 December 2011 22:57
27 Yıl Sonra Tekrar Van-4-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 29 November 2011 17:20
27 Yıl Sonra Tekrar Van-3-A.Haydar Gürbüz - Monday, 28 November 2011 16:32
27 Yıl Sonra Tekrar Van-2-A.Haydar Gürbüz - Saturday, 26 November 2011 21:07
27 Yıl Sonra Tekrar Van-1-A.Haydar Gürbüz - Friday, 25 November 2011 18:17
Techno-Ecology: Ekonomi ve politikanın gerçek sahnesi - Wednesday, 23 November 2011 23:12
Bir tutsaktan mektup var - Wednesday, 23 November 2011 22:38
Güç mücadelesinin yeni kutsal kitabı-Ehmed Pelda - Sunday, 13 November 2011 15:11
Birde Bana Kulak Veriniz-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 25 October 2011 07:45
zel dağının rüzgarı - Friday, 21 October 2011 16:29
Barış İçin Savaşmak - Tuesday, 11 October 2011 07:17
İkiyüzlülük abidesi - Sıtkı Güngör - Tuesday, 11 October 2011 07:14
Sancı-Ehmed Pelda - Tuesday, 11 October 2011 07:09

Bir tutsaktan mektup var

Doğduğum coğrafyada hergün depremler oluyor ve bu depremlerin sonu maalesef sanki gelmeyecek gibi. Bir taraftan hepimizi derinden etkileyen Van´daki doğal afet ve diğer taraftan hergün gencecik bedenlerin ölümüne neden olan kirli bir savaş 

Her ne kadar deprem gibi doğal afetlerin önüne geçmek zor olasa da, önlemler alarak insan kaybının en asgariye indirilmesi mümkün günümüzde. Türkiyedeki meshur deyimle, deprem degil maalesef binalar öldürüyor. Ama gel gör ki, o coğrafyada siyasete soyunanlar, her zaman olduğu gibi sorumsuz davranarak deprem icin halktan toplanan deprem vergilerini, bütcedeki boşlukları kapatmak ve bundan rant elde etmek için harcadilar 

Vandaki trajedi, daha sıcakken ve yaralar daha sarılmamışkenırkçı şoven söylemlerin gölgesinde siyasete soyunanlar, Kürtlere karşı yürüttükleri imha politikasini daha da doruga cikardilar. Kazan Vadisi´nde yasanan ve her gün bir baska boyutu ortaya cikan vahşet ve insanlık ayibı, bu politikanin en somut örnediğidir.  

Dağda savaş çanları tam hıçalarkenher gün gencecik asker ve gerilla cenazeleri gelirken, şehirde de siyasi soykırım operasyonları tüm hızıyla devam ediyor. Iktidardaki hükümet, en son dalga tutuklamalarla barışcıl ve demokratik bir cözümden yana olan yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu ile Profesör Büşra Ersanlı gibi entelektüelleri de hedef tahtasına oturturarak, planlı bir sindirme politikasını hayata gecirdi. Tutuklamalar sonrasinda, Kürt Sorununun demokratik cözümünden yana olan aydin cevrelere tehditvari söylemlerle mesaj gönderen Tayyip Erdogan, Zarakoli ve Ersanli´nin tutuklanan ilk ve son entellektüeller olmayacaginin haberini de böylelikle vermis oldu.  Zarakolunun hapisten gönderdiği mektupta belirttiği gibi bu operasyonlar Türkiye'de yaşayan tüm aydın ve demokratlara yönelik bir korkutma ve özellikle Kürtleri yalnızlaştırma kampanyasının bir parçasıdır.  

Son gelişmeler ve uzun süredir devam eden siyasi depremler sonrası artçı şokların etkisi insanda bir burukluk ve gelecege dair umutsuzluk yaratıyor. İşte tam da bir böyle burukluğve umutsuzlugu yaşadığım bu günlerde değerli arkadaşım, yoldaşım, dava adamı, Avukat ve İnsan Hakları Derneği (IHD) Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erbey´in,  25 ağostos 2011 Diyarbakir zindanından yazdığı inanç, sevgi ve umut dolu mektubu aklıma geldi. Kendisi 24 aralık 2009’da siyasi soykırım operasyonları sonucunda içeri alındı ve halen yargılanıyor. Suçu, Türkiye gibi bir ülkede insan hakları savunucusu olmasıdır. Kendisiyle, 2007 Eylülünde Diyarbakır´a 56 belediye başkanınin yargılandığı davada gözlemci olarak gittiğimde tanışmıştık. Erbey mektubunda, bütün zorluklara, baskılara ve insafsızlıklara rağmen, demokrasi ve özgürlük mücadalesinin neden uğrunda mücadale edilmesi gereken bir dava olduğunu yazıyor. 

Erbeyin mektubundan bazı kısımları, hem onu tekrardan anmak icin hem de mektubun güncelligi açısından sizlerle paylaşmak istiyorum:  

“Kim özgürlüğünü yitirmişse onu savunamadığı için yitirmiştir. Der Voltair. 1776-ABD Bağımsızlık Bildirgesinde, 1789 Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde, 1948 B.M. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde baskıya karşı direnme bir hak ve kişisel ödev olarak vurgulanmıştır. Her toplumda hak ve özgürlükler kısıtlanabilir, mesele ne kadar kısıtlandığıdır. Ölçü de kantarın topuzunun kaçmamasıdır. İşte bu ölçünün kaçtığı, baskının iktidar lehine yoğunlaştığı toplumlarda vicdan sahibi insan hakları savunucuları mağdurun yanında yer alarak kişisel ödevlerini yerine getirmeye çalışırlar...  

...Biz insan hakları savunucuları, ihlallerin yoğun işlendiği bölgemizdeki uygulamaları verilere, raporlara, tespitlere dayanarak belgeleyip başvurucu mağdura hukuki yardım sunuyor, adalete erişim konusunda destek sunuyoruz. Tespitlerimizi yerel, ulusal ve uluslar arası kamuoyuna aktarıyoruz. Eleştiriyoruz. İnsan Hakları ihlalleri bitti diyenlere, ‘HAYIR' diyoruz, bitmedi devam ediyor dediğimiz için HEDEF haline geldik, geliyoruz.[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]Biz kimsenin mahremiyetini deşifre etmiyoruz. Hak arayanlara köprü oluyoruz. İnsan hakları herkesin ağzında sakız oldu ama bize konuşmak yasak....[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]Türkiye'deki en eski ve can alıcı sorun olan Kürt sorunu geniş kesimlerin, kurum ve kuruluşların katılımı ve ortaklaşmasıyla çözülebilir. Türkiye'deki ihlallerin çoğu Kürt sorunu ile ilgili ihlallerdir. İlk Kürt isyanı 1806'da Musul'da başlamış, 205 yıldır aralıksız 29 büyük Kürt isyanı yaşanmıştır. Türkiye'de, İran'da, Irak'ta ve Suriye'de 40 milyon Kürt, evrensel insan haklarından, temel hak ve özgürlüklerden yoksun, ikinci sınıf vatandaş olarak görülmekte, işkence ve kötü muamelelere maruz kalmakta, dilini kültürünü yaşayamamakta, statüsüz, yönetime yeterince katılamamaktadır.[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]Tarih, Kürtleri binlerce yıldır bildiği tanıdığı halde topraklarında egemen olanların, uluslar arası güçlerin tanımaması, Kürtlere karşı takınılan tutumu görmezden gelmesi manidardır.[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]Mayıs 2010'da 7500 sayfalık iddianame düzenlendi. 104 tutuklu 152 sanıklı dosyanın tamamı 132.000 sayfa olup, 15 Belediye Başkanı, 2 il Genel Meclis Başkanı, çok sayıda siyasetçi 18-20-24 ay gibi tutukluyuz. Hakkımdaki iddialara Gizli Tanık da dahil olmuş, yalan yanlış hayal ürünü beyanlar ileri sürmüştür. İlk duruşmada ana dilimiz olan Kürtçe ve Türkçe ifade vereceğimizi belirttik. Mahkeme başkanı mikrofonları kapatarak, Kürtçe için “Bilinmeyen Dil” demiş, mahkeme tıkanmıştır.[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]Cumhuriyetin kurulduğu 1923'den itibaren tüm etnik kimlikler tekleştirilip baskı, zorunlu göç, asimilasyon , tutuklama, faili meçhul cinayetler gibi yöntemler kullanılarak homojenleştirilmeye çalışılmıştır.[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]Sistemler farklı kimliklere, özgürlük taleplerine karşı hep conservatif bir tutum takınmış, değişime direnmiştir. 2002 yılında Türkiye'de cezaevlerinde 52.000 tutuklu ve hükümlü var iken Nisan 2011 itibariyle çoğunluğu tutuklu 123.000 kişi vardır.[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]Cezaevlerinde muhalif siyasetçilerin, eleştiren gazetecilerin, ihlal var diyen hak savunucuların varlığı totaliter bir rejime geçişimizin habercisi mi yoksa ? Tüm gelişmeler ileri demokrasi adına yapılamaktadır. Farklılığın onay görmesi, kabulü gerçek eşitliğin özüdür. Farklı olanların sindirilmeye çalışılması eşitsizliğin var olduğunu gösterir. 

Biraz daha hoşgörü, ortaklaşma, empati. Unutmayalım herkesin kendi toplumu ve gelişimi üzerinde söz söyleme hakkı ahlaki ödevdir. Özgürlük için özgürlüğünden yoksun olabilmeyi bilmek asalettendir.[Bedingter Umbruch][Bedingter Umbruch]İnsan özgürlük için acı çekmesini de acısına sarılıp ondan beslenmeyi de bilmeli. Yüreği katılaşan, öfkesinden beslenen, taşıyamayacağı kadar karmaşık duyguyu yüreğine yükleyenlere inat biz özgürlükten besleniyoruz, güç alıyoruz. Her şey eşitlik, özgürlük ve adalet için. 

SmartNews.com