Burkay’ı AKP yönlendiriyor -Cahit Mervan
- Category: CAHİT MERVAN
31 yıl aradan sonra altı ay önce AKP’nin çağrısı üzerine Türkiye’ye dönen eski PSK genel sekreteri Kemal Burkay’in son birkaç haftadır PKK, onun lideri Abdullah Öcalan ve arkadaşlarına karşı saldırılarının dozunu artırdı. Kürtler ararsı bir gerilim ve krizin oluşmasına neden oldu.
Ancak Burkay’ın bilerek tırmandırdığı bu gerilim sunidir. Gündemdeki can alıcı sorunları ötelemeye yöneliktir. AKP karargahlarında hazırlanan psikolojik savaşın yönlendirmesine göre hareket eden, onun çizdiği sınırlar ve estirdiği rüzgar kadar uçabilen suni bir balondur.
BURKAY SUNİ GÜNDEM PEŞİNDE
Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni hedef alan bu saldırının, kara ve kirli propagandanın ne kadar süreceğini de şimdi ‘Aslan asker Şvayk’ gibi her konuda ve her önüne uzatılan mikrofona konuşan Burkay ve diğerleri olmayacaktır. Çünkü bu sürecin inisiyatifi PKK’ye, Abdullah Öcalan’a ve KCK yöneticilerine ağır hakaretler yağdıran bu beylerde değil.
Böyle düşünmek saf dillik olur. Türk rejimi konusunda, onun karakteri, hareket tarzı konusunda hiçbir şey bilmemek olur.
Koordinatör bakan Beşir Atalay’ın 2011 yılının sonunda itiraf ettiği gibi bu işler, ta 2009 yılının başlarında, önceden ‘tartışılmış, kararlaştırılmış, planlanmış ve uygulanmaktadır.’
Bu nedenle Burkay ‘saf’ olabilir, yaptığı açıklamalara ‘derinden’ de inanmış olabilir. Bu ayrı bir konudur. Ancak söylediği şeylerin sonuçları, orta çıkardığı durum ve yarattığı suni gerilim ve kriz başka bir şeydir. Sonuçlarının kime yaradığı, neye hizmet ettiği ile yakından ilgilidir.
ANGEJE OLANLAR KÜRTLER ADINA KONUŞAMAZ
Burkay’ın söyledikleri ve yaptıkları koordinatör bakanın itiraf ettiği ve AKP karargahının hazırladığı ve uyguladığı plana uygundur. Bu psikolojik hareket planıdır. Burkay son söyledikleri ve çıkışlarıyla, yürüttüğü kampanya ile bu planın bir parçası haline gelmiştir. Kürtler adına konuşma pozisyonunu, PKK’ye muhalif olmaktan dolayı değil, Türk tezlerine angaje olduğu için, rejimin tasfiye planın bir parçasına dönüştüğü için kaybetmiştir.
Bu plana göre dil uzatılmayan, hakaret ve saldırıya maruz kalmayan, şaibe altında bırakılmayan tek bir kişi, parti, sivil toplum örgütü, belediye başkanı, meclis üyesi, milletvekili, aydın, , gazeteci, avukat, sendikacı, yani biat etmeyen hiç kimse kalmamalıdır. Herkes ve her şey şaibeli hale getirilmelidir.
Çünkü Kürdistan Özgürlük Hareketini itibarsızlaştırmak, onu bir muhatap ve taraf olmaktan çıkarmak, bu mümkün olmuyorsa çatışma, çelişki yaratmak, gündemi suni konularla meşgul etmek, farklı Kürt dinamiklerinin iş birliğini ve yakınlaşmasını önlemek bu planın en başta gelen hedefidir.
Şimdi Erdoğan ile bir dönem PSK gibi bir örgüte liderlik yapmış Kemal Burkay’ın ve onunla başka konularda kanlı bıçaklı olan, ama PKK ve Öcalan düşmanlığı konusundan ideolojik olarak ondan beslenen, onun argümanlarını tekrarlayan İbrahim Güçlü’nün dediklerini yan yana koyun o zaman bu psikolojik hareketin resmi netleşmiş olur.
MCCARTHY DÖNEMİNİN ADAMLARI
Daha dün Erdoğan ‘KCK operasyonları’ adı altında yapılan kırım harekatıyla içeri alınan Kürt gazetecilerini de kast ederek, hem de özel savaşın yeni ‘amiral gemisinin’ 25. Kuruluş yıl dönümünde ‘katil, cinsel tacizci ve darbeci’ olarak nitelendirdi.
Erdoğan şekeri fırladığı için bunları söylemiyor. Böylesine bir sıfatlama yapmıyor. Daha önce ‘adamları’ tarafından hazırlanan metni okuyor.
Herkesi aynı sepete koyma, itibarsızlaştırma ve şaibe altında bırakma modeli ilk önce 1950 yılların başında ABD’de uygulandı. ‘McCarthy dönemi’ olarak ta anılan bu dönem de rejim karşıtı olan herkes, insan hakları savunucuları, gazeteciler, aydınlar, sol ve sosyalistler, Kızılderili önderler, siyahi liderler, taciz, tecavüzcü, katillerle ‘aynı paket’ içinde mütalaa edildi.
İlk önce itibarsızlaştırıldılar ve daha sonra bir ‘cadı avı’ ile etkisiz hale getirildiler. Bu dönem Amerikan tarihine kara bir leke olarak yazıldı.
Şimdi Türkiye’de başbakanın adamlarının yaptığı budur. Sadece kullandıkları araç, gereç, takım ve oyuncu yer yer değişmektedir. Şimdi sahaya sürdükleri- ki emin olun iş bittikten sonra bir daha dönüp yüzün bakmayacakları -oyuncu’ Burkay’dır.
BURKAY’IN YAPTIĞI ELEŞTİRİ DEĞİL
Burkay sadece Öcalan’a, KCK Yürütme Konseyi başkanına ve üyelerine ağır hakaretlerde bulunmuyor. McCarthy döneminde uygulanan psikolojik savaşın tipik bir çarklısı haline geliyor. Önüne gelen herkese ve her şeye aslında hakaretten de öte, küfür sayılacak saldırılarda bulunuyor. Bunun adına da eleştiri diyor.
Örneğin sadece PKK’yi ‘derin devletin bir projesi’, Abdullah Öcalan başa olmak üzere Murat Karayılan, Duran Kalkan, Cemil Bayık gibi Kürdistan Özgürlük Hareketinin öncülerini ‘Ajan’, Erenekoncu’, ‘bir şey bilmeyen’ kişiler olarak nitelendirmiyor.
Daha da öteye gidiyor. Hülya Oral adlı bir Türk gazetecisin verdiği söyleşide BDP’yi, DTK’yı aşağılıyor, Ahmet Türk, Osman Baydemir, Leyla Zana gibi önemli Kürt politikacılarını, siyasi aktörleri küçümsüyor. Tıpkı Erdoğan ve onun adamları gibi onları hiçleştirmeye ve itibarsız kılmaya çalışıyor.
Hepsi bu kadar mı? Elbette değil. Faşist içişleri bakanı İdris Naim Şahin gibi KCK operasyonlarını haklı buluyor. 6200 kişinin tutuklanmasına yol açan süreçten Kürt hareketini sorumlu tutuyor. Ve bunu yaparken akıl almaz bir demagojiye başvuruyor.
CNNTÜRK’te katıldığı bir programda sunucunun dahi hayretli bakışları altında KCK operasyonları savunduktan sonra, müthiş bir ‘analizle’ kimin KCK’li olup olmayacağına da şu düzmece delillerle iki yıl içinde 6200 kişiyi tutuklayan ‘mahkemelerin karar vereceğini’ söylüyor. KCK’li olmayı bir suç ve içeri atılma gerekçesi olarak izah etmeye çalışıyor.
Yani kısacası son 40 yıl içinde verilen onca mücadeleyi, kazanılan onca mevziiyi değersiz ve bir hiç olarak görüyor.
KÜRTLERİN BİRİLİĞİNE DİNAMİT
Ve Burkay bu işi, yani bu suni gerilimi ve krizi BDP başta olmak üzere DTK, TEV-KURD KADEP, HAK-PAR, TŞGD, ÖSP gibi farklı Kürt eğilimlerin, en azından yeni Anayasa konusunda ortak bir görüş oluşturmaya çalıştıkları bir dönemde tırmandırıyor.
Açıkçası ilk önce TBMM komisyonunda, daha sonra televizyon ve gazete söyleşilerinde söyledikleriyle Kürtler arası birliğin temeline dinamit koymuş oluyor.
Ayrıca saldırı altında olan ve Burkay’ın küfür, suçlama ve mesnetsiz hakaretlerine cevap veren KCK Yürütme Konseyi başkanı Murat Karayılan’ın açıklamalarından ise garip ‘bir tehdit algısı’ yaratarak, Kürdistan Özgürlük Hareketine karşı bir kampanyaya başlatmaya çalışıyor. Bir kaşık suda kendisinin merkezde olduğu bir fırtına kopartıyor. Kürtlerin, en azından geçmişte kendisinin genel sekreterlik yaptığı partinin ve taraftarlarının enerjisini heba ediyor. Yaptığı açıklamalar, içine girdiği hırs ve ‘yeni’ ilişkilerle hale ona gönül verenleri de mahcup ediyor.
SERXWEBUN
Ulusulara Bağımsızlık Halklara Serbestiyet Bireylere Özgürlük İçinde bulunduğumuz uygarlığın özellikleri kriter alındığında, Siyaset biliminin geçmiş tecrübeleri ve günümüz öngörüleri esas alındığında Her ulusun temsiliyeti bağımsızlıkla özdeştir. Bundan dolayı yeryüzündeki her ulus gibi Kürtlerin hakkı bağımsız bir devlettir. Ama hiçbir ulus hiç bir zaman saf bir ırka, tek bir ırkın yaşadığı bir coğrafyaya sahip değildir. Farklı uluslara ait guruplar, bireyler ve etnik birimler görülebilmektedir. Ayrıca her ulusun mensubu bireyler ve guruplar farklı dinsel, dilsel, kültürel farklılıklara, ayrı yaşam anlayışlarına sahip olabilirler. Kürdistan'da da Araplar, Farslar, Türkler başta olmak üzere kadim halklar, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Rumlar, Kafkasik halklar ve başka guruplar, etnik temsiliyetler mevcut. Bu halkların Kürdistan Coğrafyasında bütün haklarına sahip olmaları şarttır. bunların kendilerini ifadeleri önünde engel olacak hiçbir uygulama ve yasa kabul...