Breaking News:
Wan’da sefaletin sefaleti -Ehmed Pelda - Thursday, 01 December 2011 22:57
27 Yıl Sonra Tekrar Van-4-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 29 November 2011 17:20
27 Yıl Sonra Tekrar Van-3-A.Haydar Gürbüz - Monday, 28 November 2011 16:32
27 Yıl Sonra Tekrar Van-2-A.Haydar Gürbüz - Saturday, 26 November 2011 21:07
27 Yıl Sonra Tekrar Van-1-A.Haydar Gürbüz - Friday, 25 November 2011 18:17
Techno-Ecology: Ekonomi ve politikanın gerçek sahnesi - Wednesday, 23 November 2011 23:12
Bir tutsaktan mektup var - Wednesday, 23 November 2011 22:38
Güç mücadelesinin yeni kutsal kitabı-Ehmed Pelda - Sunday, 13 November 2011 15:11
Birde Bana Kulak Veriniz-A.Haydar Gürbüz - Tuesday, 25 October 2011 07:45
zel dağının rüzgarı - Friday, 21 October 2011 16:29
Barış İçin Savaşmak - Tuesday, 11 October 2011 07:17
İkiyüzlülük abidesi - Sıtkı Güngör - Tuesday, 11 October 2011 07:14
Sancı-Ehmed Pelda - Tuesday, 11 October 2011 07:09

27 Yıl Sonra Tekrar Van-2-A.Haydar Gürbüz

Ziyaretimiz devam ederken etrafımızda biriken çocuklar dikkatimi çekiyordu, kimisi gülüyor kimisi üzülüyor,kimiside olan bitenin farkında olmadan etrafa öylece bakıyordu. Nede olsa onlar henüz çocuktular ve depremin yarattığı tahribatın anne babaları üzerine ne kadar ağır yükler yüklediklerinin farkında değillerdi kendi çocuksu dünyalarında kendince eğlenmenin oynamanın olanaklarını yaratmaya çalışıyorlardı,çok şey beklemiyorlardı  aslında karınları doysun,üşümesinler ve birkaç oyuncak istiyorlardı ama ne yazıkki ne karınları doyuruluyor ne oyuncakları oluyor nede çadırları sıcak kalıyordu, tir tir titreyen çocuğunuzu şöyle bir gözlerinizin önüne getiriniz neler hissedersiniz,aç kalmış bebenizi düşünün hiç oyuncağı olmayan çocuğunuzun ruh halini anlamaya çalışınız, banyo yaptıramadığınız ve günlerce toz toprak içerisinde düşüp kalkan yavrunuzun resmini düşünün ne kadar acı verir değil mi size!  İşte Wan depreminin yarattığı bu resmin çocuklara yansıyışıdır bu anlattıklarım ve belkide çok daha farklı ve detaylı anlatılmalı bu çocukların yaşadıkları çünkü bunlar çok yakın bir zamanda travmaya dönüşebilir hatta yardım elleri yetersiz kalınırsa bu çocuklardan bir kaçını ya donmaktan  yada hastalanmaktan kaybedebiliriz bunun için önümüzde çok daha vahim olan Wan depreminin yaralarını sarmalı hafife almamalıyız.

Evet İstasyon mahallesinde konuşuyoruz depremzede bir aİle ile durumlarını anlatıyorlardı yetkililerin ilgisizliklerinden şikayet ediyorlardı,mevlana evlerinin boş olduğunu çadır kentlere yerleşmek istemediklerini hırsızların çoğaldığını çatlak binaların içerisinde kalan eşyalarını bunlara kaptırmak istemediklerini bu nedenle mümkün olduğu kadar çadırlarını evlerinini yanında kurmak istediklerini haklı olarak istiyorlardı.Biz konuşmalarımıza devam ederken elinde içerisinde iki bilemedin üç kepçelik  bulgur pilavının olduğu yarısı kesik bir su bidonuyla bir kız çocuğu kapıda beliriverdi,bende bu ne?  diye sormadan edemedim kendimi,  oda” bu bizim akşam yemeğimiz 6 kişilik bir aileyiz ve bu akşam bize sadece bunu verdiler” dedi. Evet içim burkularak baktım çocuğa bunu sen yesen doyar mısın? Dedim oda “hayır ama hepimiz yiyeceğiz dedi”, gözleri dolmuştu düşünün küçücük bir kız çocuğu ve yemeği az diye ağlamaklı..Nasıl bir dünya bu dedim,hangi çağ ve ülkede yaşanıyor bu drama? Hani yoksullara yardım etmeye karşı değil insan ama sen git Somaliye milyonlarca yardım yap reklamını tüm dünyaya yap fakat kendi vatandaşın diye hitap ettiğin çocukların yaşadığı bu sefalete göz yum bu nasıl müslümanlık bu nasıl adalet ve anlayış!!!

Çocuklardan bahsederken Sayın Aysel Tuğluk’un çocuklara gösterdiği yakınlıktan da bahsetmeden geçemeyeceğim,etrafına toplayıp teker teker seviyordu işi zordu biliyordum onunda yüreği acıyordu ama ellerinde çokşeyin gelmediği belliydi, olsaydıda bu çocuklara neler vermezdimki diyenler o an orada ellerinde ve yanlarında birşeyler olmadığı için kimbilir ne kadar üzülüyorlardı, zaten yüzlerindeki ifadelerden de bu rahatlıkla anlaşılıyordu.Hepside fotoğrag çektirmek istiyorlardı onların bu isteğini kırmak mümkün mü tabiki isteyerek severek hepsinin tek tek resimlerini çektim ve onlarada gösterdim kimileride bu iyi çıkmamış tekrar çek diye yeniden bana fotoğraf çektirdiler, duvar dibinde toplanan çocuklardan bir kaçı ellerini havaya kaldırarak herşeye rahmen zafer bizim olacak gibisinden büyük bir inançla işaret veriyorlardı sanki depremde zarar gören onlar değildi gibisinden inadına zafer diyorlardı. Bundan etkilenmemek mümkün mü değil tabi bende bundan çok etkilendim ve onların bu kararlı duruşlarının ülkemizin geleceği açısında ne kadar önemli olduğunu tekrar anladım,kendilerine giderken uzak ayrılık şarkılarının yarattığı hüzünlü bir melodinin dalgalanan sesleriyle bakakaldım bindiğimiz arabanın yanında koşarak bizlere “Roj Baş” diyorlardı ve elleri havada yüzleri gülüyordu...Roj baş güzel ülkemin pırlanta çocukları Roj Baş.....

Devamı gelecek

SmartNews.com