Kürtlere Soykırımın 5 temel hali uygulanıyor
- Category: Toplum ve Tarih
Rawin Stark
Bilgi Üniversitesi’nde Barış Girişimi tarafından organize edilen ‘Barışı Kurmak’ isimli konferansın öğleden sonraki bölümünde “Çok dilli ve çok kültürlü bir yaşamın inşası” masaya yatırıldı. İlk konuşmayı yapan Prof Dr. Tove Skutnabb-Kangas ise son derece çarpıcı bir sunum gerçekleştirdi. Kangas, Türkiye’nin uluslararası düzeyde soykırım olarak tanımlanan 5 uygulamanın tamamını Kürtlere uyguladığını ve insanlık suçu işlediğini söyledi.
Adalet Ağaoğlu, Murat Belge, Abdurrahman Dilipak, Gençay Gürsoy, Tarık Ziya Ekinci’nin yanı sıra onlarca akademisyen ve bilim insanının katıldığı Barışı Kurmak konferansının öğleden sonraki bölümü Roskilde Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tove Skutnabb-Kangas, Stokholme Üniversitesi’nden Prof. Dr Carol Benson ve Yeni Delhi Jawaharla Üniversitesi’nden Ajit Mohanty’nin katılımıyla devam etti.
Dikkat çeken sunumların yapıldığı oturumda özellikle Kangas’ın sunumu, Türkiye’yi Kürdistan’daki uygulamaları nedeniyle uluslararası arenada bir soykırım ülkesi şeklinde kanıtlayacak niteliğe sahipti. Kangas, “Türkiye burada sistematik olarak Kürtleri soykırım tanımlarının içine geren 5 uygulama ile soykırıma tabi tutmaktadır. Bu durum ağır zihinsel hasar vermektedir. Hakim dil eğitim dili olduğunda bedensel, sosyal, psikolojik ve ekonomik olarak marjinalizasyona neden oluyor. Bütün bunlar bu gün Kürdistan’da söz konusudur. Özellikle yatılı okullarda alkolizm intihar, ensest ve şiddet bunun bir ürünüdür. Nedeni oradaki eğitim sistemidir” dedi.
BRİTANYA TARİHİ İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARIN TARİHİDİR
Sevr ve Lozan’ı kıyaslayarak bazı tespitlerde bulunduğunu ve Sevr’de yapılan bazı değişikliklerle Kürdistan’ın yok edildiğini ifade eden Kangas, “64. maddenin bağımsızlığı dışlansa bile Kürt sorununun büyük kısmı çözülebilirdi istenseydi. Bu günkü durumdan Fransa ve İngiltere’nin çıkarları da söz konusudur. Kürdistan’ın Ortadoğu’nun en yoksul ülkesi ortada. Britanya bunun değişimini istemiyor. Dolayısıyla da bir adım atmamıştır. Britanya tarihi insanlığa karşı suçların tarihidir. Kürdistan’ı ve dilsel azınlığın korunmasını Lozan’dan çıkarmaktan sorumlu olan ülkeler hala Kürtlerin ezilmesine katkıda bulunuyorlar. Kürtlerden bahsettiğim zaman aslında bütün dilsel azınlıklardan bahsediyorum” şeklinde konuştu.
Kangas’ın konuşmasından bazı satır başları şu şekilde:
* Silah satışları kim tarafından nasıl yapılıyor belli değil. Türkiye’ye silahları kim satıyor, ne kadar para harcanıyor kimse bilmiyor. O kadar para Kürt bölgesinin kalkınmasına harcanabilirdi. Bir diğer iddiam ise, ABD ve Türkiye’nin ekonomik ve askeri sistemleri, bu gün Kürdistan’daki az gelişmişliği, ekonomik, eğitimsel ve insan haklarının az gelişmişliğinin yeniden üretilmesine yol açıyor. 4. iddiam ise anadil temelli çok dilli eğitimin savunulmasıdır.
ÇOK DİLLİLİK DEVLETİ BÖLMEZ
* Anadilli temelli çok dilli eğitim ve öteki azınlık anadillerine destek vermek lazım. Bunların devletin bölüneceğine yol açacağını söylemek yanlıştır. Yoksulluğun devam ettiğini söylemek yanlıştır. Ortaya atılan bütün bu iddialar cehaleti gösterir. Sadece eğitim konusunda değil, aynı zamanda çatışma teorileri, siyasi bilim teorileri, devlet inşası ve milliyetçilik konusunda da bilgi eksikliğini ortaya koyar.
* Yoksulluk esas olarak kapasitelerin kısıtlanmasıyla ilgilidir. Burada eğitimin rolü büyük. Çocukların insani kapasitelerinin artmasına yol açan eğitsel ve bilimsel gelişimlerine katkı sunulmalıdır. Çıkartmaya dayanan bir eğitimdir Kürt çocuklarına dayatılan. Yani azınlığın anadili tamamen görmezden geliniyor. Bu çocukları dilsel zenginlikten uzaklaştırıyor. Eksiltici bir uygulamadır bu. Ayrıca kimlikten yoksun bırakma da söz konusu. Uluslar arası haklar konusunda birkaç hafta önce bir rapor yayınlandı BM İnsan Hakları Yüksek Komisyonu tarafından. Burada deniyor ki, azınlıklara mensup insanların haklarının korunması ve teşvik edilmesi çatışmaların engellenmesi bakımından etkilidir. Bu kanıtlanmıştır. Çoğu zaman uzun vadeli ve yerleşik bir eşitsizlik ayrımcılık ve dışlama çatışmanın kökeni olur. Devletin azınlıkları dışlayıcı davrandığı şekillerde bu böyledir.
* Eğer bir devlet sistematik olarak yoksulluğu sürdürüyorsa, kültürel etnik ve dilsel güçsüzleştirme yaratıyorsa, çatışmaların esas nedeni budur. Ondan sonra devlet bunlara etnik ve dilsel çatışma etiketi yapıştırabilir. Eğer bu çatışmalar uzun sürerse ve samimi müzakereler yapılmazsa o zaman asimilasyona yol açabilir.
TÜRKİYE KÜRT ÇOCUKLARINA EKSİLTMELİ EĞİTİMİ DAYATIYOR
* Türkiye’deki bütün Kürt çocukları eksiltmeli bir şekilde eğitim görüyor. Kendi dilleri batar ya da yüzer. Daldırılmış durumdadır bu programlar. Türkiye’de Türkçenin eğitim dili olmasıyla ilgilidir bu durum. Bu durum Kürt çocuklarını tamamen okur yazar hale getiremez. Özellikle bu çocuklar eğitimden erken koparlarsa o zaman çoğu çocuk iyice sorunlu hale gelir. UNESCO çalışmalarına göre, örgün eğitimde harcanan yıl sayısı okur yazar hale gelmek için etkili olmaktadır. Burada 4 ayrı okur yazarlık derecesi var. Teknik beceri, metinlerin deşifresi, sürekli teknik okur yazarlık, temel okur yazarlığı kullanarak ileri eğitim görmek ive iş gücü piyasasına tam katılım için okur yazarlığı kullanabilmeli.
* Eğer azınlık için örgün eğitim yabancı dilde oluyorsa, daha çok yıl gerekiyor. 16-17 yıla kadar çıkabiliyor bu süre. Ama anadilde eğitim olsa süre giderek kısalıyor. Tam okur yazarlık için anadilde 12 yıl, yabancı dil için 17 yıl gerekebiliyor. Yerli ve azınlık çocukları çoğunluk diliyle eğitim görürlerse okulda kalmıyorlar. Kalırlarsa kendi özel çabaları sonucundadır. Her aşamada kendi dillerini biraz yitiriyorlar.
* Eğitim hakkı BM ve birçok uluslar arası dokümanda vardır ve çocuk hakları sözleşmesinde de vardır. Eksiltmeci hakim dil aracılığıyla verilen eğitim, eğitime erişimi engellemekte ve eğitim hakkını ihlal etmektedir. Çocukların kapasitelerini kısaltmakta ve yoksulluğu geliştirmektedir.
*Tarihsel olarak yerli ve azınlık çocukların anne babaları, anadilini unutma pahasına hakim dili tercih etmemişlerdir. Bunların dili eğitimsel, sosyolojik ve psikolojik olarak dilsel soykırım diye adlandırılan süreç sonunda ortadan kalkar. Bu örneğe Türkiye özellikle dahildir.
* Burada soykırım sözleşmesinin ikinci maddesini aktarmak lazım. Türkiye burada sistematik olarak Kürtleri 5 tanımın her birinin içine giren, soykırım tanımlarının içine giren uygulamalardan sorumludur. Bu durum ağır zihinsel hasar vermektedir. Hakim dil ieğitim dili olduğunda bedensel, sosyal, psikolojik ve ekonomik olarak marjinalizasyona neden oluyor. Bütün bunlar bu gün Kürdistan’da söz konusudur. Özellikle yatılı okullarda alkolizm intihar, ensest ve şiddet bunun bir ürünüdür. Nedeni oradaki eğitim sistemidir.
TÜRKİYE EN AZ 3 DİLLİ EĞİTİME GEMELİDİR
* Türkçenin Kürtler ve diğer azınlıklar için eksiltmeci bir durum olarak kullanıması, okur yazarlığın olmamasına yol açar, kimlikten yoksun bırakır. Dolayısıyla soykırımın bir parçasıdır ve insanlığa karşı bir suçtur. Bunu söylerken de sağlam araştırmalara yaslanıyoruzu. Türkiye’nin bu kadar batırmacı, daldırmacı sistem dışında ne yapması lazım? Yerli halk ne kadar kendi dilinde eğitim görürse o kadar iyidir. İki dilli öğretmenlerin eğitim yapması lazım. Türkiye’de en az 3 dilde yetkinlik verilmelidir. Ermenice, Arapça, Türkçe Kürtçe gibi diller olabilir.
* Eğer Türk devleti Kürt çocuklarının Türkçeyi iyi öğrenmesini istiyorsa, Kürtçeyi anadillerini iyi kullanmalarının olanaklarını yaratmalıdır. Herkese uyan bir model yoktur. Ancak bahsettiğimiz örnekler üzerinden yüksek dillilik, başarı ve toplumsal barışın temini söz konusu olmaktadır. Ya batar ya çıkar programlarının hiçbiri bu amaçlara ulaşamaz. Zayıf modeller biraz daha insanidir. Ama bunlar da amaçlarına ulaşamazlar. Sadece güçlü modeller eğitim hedeflerine ulaşmakta başarılı olurlar. Bütün güçlü modeller esas olarak azınlık dilini kullanır öğretim dili olarak. Dünyanın her yerinden deneyimlere baktığımız zaman, şu soruya baktık meslektaşlarımla, bütün bu eğitim araçları için ilkeler nedir? En önemlisi destek. Yani hiç olmazsa ilk 8 yıl boyunca çocuğun iki dilli olmasını beklediğimiz dillerden en ileri düzeye gitmesi olasılığı olanı başlangıçta kullanmak lazım. Bir kürt çocuğu için tek dilli ve Türkçe eğitim tamamen yetkinlik dışı bir durumdur. Deneyimin temelinde birlikte çalışarak modern ilkeleri oluşturabiliriz.
‘TEK DİLDE EĞİTİM ARTIK OLMAMALI’
Dil alanındaki çalışmalarıyla bilinen ve birçok üniversitede dersler veren HindistanlıProf. Dr. Ajit Mohanty ise dil ve asimilasyon konulu bir sunumda bulundu. Mohanty, “İnsanın kendi dili ve kültürüne duyduğu gurur, aslında barış ve huzur içinde yaşamanın bir koşuludur. Hindistan’daki yöresel diller üzerinden anadilde eğitimin aslında insanların özellikle azınlıkların çocuklarının kendilerini geliştirmeleri konusunda potansiyellerini arttırmalarını sağlar” dedi.
Mohanty; “Yaşamda kalmamız çok kültürlülük ve çok dillilik üzerinedir. Şu anda 6 bin 700 dil yok olmanın eşiğine gelmiştir. Hindistan dünyanın en çok dilli ulusudur. Ancak aynı zamanda yok olmaya yüz tutmuş diller açısından da en fazla sayıya sahiptir. Yaklaşık 10 bin anadilden bahsedebiliriz Hindistan’da. 300 resmi dil kabul edilmiştir. İngilizce ise eklenmiş bir resmi dildir. Bütün bu dillerin Hindistan’da resmi dil statüsüne kavuşması 30 yıllık gibi bir süreyi aldı” ifadelerini kullandı.
Çocuklar kendi ana dillerinde eğitildiklerinde bilenden bilinmeyene çok daha rahat gittiklerini ve eğitimin artık tek dilli olmaması gerektiğini aktaran Mohanty, “Tek dilde eğitim artık olası olmamalı. Çok dilli eğitime kesinlikle ihtiyacımız vardır. Anadilin kaliteli eğitim dili yapıldığı bir uygulamaya kesinlikle ihtiyaç vardır. Daldırma çıkarma modelinde öğrenci anadille okula girer, ikinci dil,dominant dili üstüne empoze eder ve ikisini de doğru dürüst öğrenemez. Buna karşı, çok dilli ve eklemeli model içinde öğrenci kendi anadilinde belli bir yetkinlikle okula gelir. Okul bunu geliştirir ve bu şekilde akademik ve bilinçsel potansiyeli artar. Böylece pozitif bir transfer oluşur. Çerçeve olarak kültürel psikolojiye baktığınızda çocukların eğitime katılımı ve kültürel gururlarını onurlarını arttırıcı bir çok etkisi olduğunu görüyoruz. Çocuklar örneğin matematiksel becerilerini nasıl kullanıyorlar, rakamlarla ilgili bilgileri nasıl kullanıyor. Topluluktaki faaliyetlerin nasıl örgütlendiğini sınıftan başlayarak öğrenebilir. Çok dilli eğitim programları, tek dilli eğitim programlarından kesinlikle daha etkili ve daha başarılıdır. Okula devamın artmasına bile katkısı söz konusudur” diyerek konuşmasını tamamladı.
ANADİLDE EĞİTİM BARIŞ İÇİN ÖNEMLİDİR
Son konuşmacı olarak söz alan Prof. Dr. Carol Benson ise uluslar arası çok dilli eğitim politikaları konusunda bir sunum gerçekleştirdi. Eğitimin nasıl örgütlenebileceği ve çok dilli eğitim konusunda önemli belirlemelerde bulunan Benson, “Kaliteli eğitimi sağlamak barışın bir ön koşuludur. Aynı zamanda barış için de önemli bir durumdur.” dedi.
TÜRKİYE ÇOK DİLLİ EĞİTİM ZOR DİYORSA MOZAMBİK’E BAKSIN
Çok dilli birçok ülkede çalıştığını ve Türkiye’yle benzer durumda olan çok sayıda ülkeden deneyimler edindiğini ifade eden Benson, şöyle devam etti, “Öğretim dili, öğretmenle öğrenci arasında iyi anlaşılmadığı zaman ağır sorunlar yaratmaktadır. Eğer üniversitede en yetkin olduğunuz dilde eğitim göremiyorsanız, önemli engellerle karşılaşmak durumdasınız. Türkiye çok dilli eğitimi yapamayız diyorsa, o zaman Mozambikli arkadaşlarımızla konuşun. Vietnam’da bir pilot uygulama var. 3 dilde eğitim başladı. Bunlar çok güzel alternatifler değil ama toplumda, insanlara başka seçenekler sunuyor sonuçta.
ANF NEWS AGENCY
SERXWEBUN
Ulusulara Bağımsızlık Halklara Serbestiyet Bireylere Özgürlük İçinde bulunduğumuz uygarlığın özellikleri kriter alındığında, Siyaset biliminin geçmiş tecrübeleri ve günümüz öngörüleri esas alındığında Her ulusun temsiliyeti bağımsızlıkla özdeştir. Bundan dolayı yeryüzündeki her ulus gibi Kürtlerin hakkı bağımsız bir devlettir. Ama hiçbir ulus hiç bir zaman saf bir ırka, tek bir ırkın yaşadığı bir coğrafyaya sahip değildir. Farklı uluslara ait guruplar, bireyler ve etnik birimler görülebilmektedir. Ayrıca her ulusun mensubu bireyler ve guruplar farklı dinsel, dilsel, kültürel farklılıklara, ayrı yaşam anlayışlarına sahip olabilirler. Kürdistan'da da Araplar, Farslar, Türkler başta olmak üzere kadim halklar, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Rumlar, Kafkasik halklar ve başka guruplar, etnik temsiliyetler mevcut. Bu halkların Kürdistan Coğrafyasında bütün haklarına sahip olmaları şarttır. bunların kendilerini ifadeleri önünde engel olacak hiçbir uygulama ve yasa kabul...